11.2. TAKVA SAHİBİ OLMAK VE CENNET

11.2.1. EVVAB VE HAFÎZ OLMAK

Rabbimiz kıyametten sonra bir kesit olarak Kaf Suresinin 30. âyeti kerimesinde cehennemden bahsederken 31. ve 32. âyet-i kerimesinde cennetten bahsediyor.

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. 

50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için. 

Bu vaad olunan cennet o takva sahiplerinin iki özelliğindendir. Bu özelliklerinden birisi, hafîz olmak, diğeri de evvab olmaktır. Ruhu Allah’ın Zat’ına ulaşan kişiye Allah meab (sığınak) olmuştur. Mürşidine ulaşıp tâbî olan Allah’a ruhunu ulaştıran kişi ise evvab (sığınan) olmuştur. Hafîz olan kişi devrin imamının ruhunun başının üzerine gelmesiyle muhafaza altına alınmıştır. 

13/RA'D-11: Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde leh(lehu), ve mâ lehum min dûnihî min vâl(vâlin).
Onları (o kavimdekileri), önünden ve arkasından (önden arkaya doğru uzanan) takip edenler (devrin imamlarını koruyan muhafız melekler) vardır. Allah'ın emrinden olup, onları korurlar. Muhakkak ki; Allah, onlar nefslerinde olan şeyi (hidayette kalma konusundaki niyetlerini) bozmadıkça, bir kavimde olan şeyi bozmaz (devrin imamının ruhunu başlarının üzerinden almaz). Ve Allah, bir kavme ceza vermeyi dilediği zaman, artık onu reddedecek (mani olacak kimse) yoktur. Ve onlar için, ondan başka koruyan bir dost yoktur. 

Allahû Tealâ mürşidine ulaşan kişinin üzerine Allah’ın katında eğitilmiş olan devrin imamının ruhunu göndermektedir.

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah'a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razı oldular. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah'ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi? 

Demek ki, kişilerin muhafaza altına alınabilmesi Allah’ın katın'dan bir ruhun onların üstünde, onları muhafaza etmesi ancak o kişilerin Allah'tan razı olup, Allah’ın rızasına kavuşmak için bir gayret sahibi olmasıyla mümkündür. Allah’ın rızası 7 safhada kazanılır.

  1. Allah’a ulaşmayı dilemek (Âmenûler rızası)
  2. Mürşide ulaşmak (Mü’minler rızası)
  3. Ruhu yaşarken Allah’a teslim etmek ( Evvab rıza)
  4. Fizik vücudu Allah’a teslim etmek (Muhsinler rızası)
  5. Nefsi Allah’a teslim etmek (Ulûl’elbab, Ahsen rıza)
  6. İrşada ulaşmak (İrşad rızası )
  7. İradeyi Allah’a teslim etmek (Bihakkın rıza)

Bu safhaların her birinde Allah’ın rızasına kavuşulmaktadır.

En’am Suresinin 98. âyet-i kerimesinde buyruluyor;

6/EN'ÂM-98: Ve huvellezî enşeekum min nefsin vâhıdetin fe mustekarrun ve mustevdaun, kad fassalnâl âyâti li kavmin yefkahûn(yefkahûne).
Sizi bir tek nefsten (Âdem (A.S)'dan) yaratan ve böylece (sizin için) kararlı bir kalma yeri (fizik vücudumuz için yeryüzü: dünya), bir de emanet kalma yeri (nefsimiz için cennet ve cehenneme gitmeden önce geçici olarak beklenilen yer; berzah âlemi) dizayn eden O'dur. Fıkıh eden bir toplum için, âyetleri ayrı ayrı detayları ile açıkladık. 

Yedi katlı bir apartman inşası gibi, fizik vücudun halk olunmasından sonra, inşâ işlemi dizayn oluyor.

Evvab ise sığınan demektir. 

3/ÂLİ İMRÂN-14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır. 

11.2.2. NEFS KADEMELERİ

Kur’ân-ı Kerim boyunca Allahû Tealâ yedi tane nefs kademesinden bahsetmektedir. Birinci kademe;

11.2.2.1. EMMARE NEFS

Nefsinin emrinde olan nefs Yusuf Suresinin 53. âyet-i kerimesinde anlatılmaktadır.

12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir). 

11.2.2.2. LEVVAME NEFS

Kişi yaptığı zikirle kalbi aydınlanmakta ve kendi nefsini kınamaktadır. 

75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim. 

11.2.2.3. MÜLHİME NEFS

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti. 

11.2.2.4. MUTMAİNNE NEFS

13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah'ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah'ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi? 

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 



11.2.2.5. ve 6. RADİYE VE MARDİYYE NEFS

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

Raziye nefs yani Allah’tan razı olan ve Mardiyye nefs Allah'ın rızasını kazanmak olmak üzere beşinci ve altıncı nefs kademelerini oluşturur.

11.2.2.7. TEZKİYE OLAN NEFS

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır). 

Nefs kademelerinin beşinci ve altıncı aklanma kademeleri olan Allah’tan razı olma ve Allah’ın rızasını kazanmak hususunda bir gayretin sahibi olan kişilere bu muhafız (devrin imamının ruhu) tahsis edilir. İnsanların bu istikamette nasıl hareket edeceğine dair Allahû Tealâ buyuruyor;

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek. 

İnsan nefsini tezkiye etmezse, yaşarken Allah’a ruhunu ulaştıramaz.

Ruh ölümden sonra mutlaka Azrail AS. tarafından Allah’a döndürülecektir. Bu dönüş insanın iradesi dışında ölümle gerçekleşir. Biliyoruz ki hidâyet ruhun Allah’a hayatta iken ulaşmasıdır. Bu dünya hayatını yaşarken ruh Allah’a ulaşmazsa sonunda mutlaka ölümle birlikte Allah’a döndürülecektir. 

Tezkiye ile hidâyetin alâkası nedir diye insanın aklına bir soru gelebilir. Bunun cevabı Fatır Suresinin 18. âyet-i kerimesinde beyan ediliyor.

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır). 

Ruhun Allah’a dönüşünün nefsin tezkiyesi ile mümkün olduğunu görüyoruz. Bu tezkiye işlemini Allah'ın emrettiği istikamette yapmaya gayret eden kişinin takip edeceği yol Fecr Suresinin 27. ve 28. âyeti kerimesinde yine bir emir olarak görülüyor.

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

Nefs kademelerini geçerek ruh Allah’a ulaştırılabilir. 

11.2.3. NEFSİ KİM TEZKİYE EDER?

Allahû Tealâ'nın emrini yerine getiren kişi nefsini tezkiye etmek mecburiyetindedir. Kur'ân-ı Kerim'de açıklandığı üzere, hiç kimse kendi nefsini tezkiye edemez. 

4/NİSÂ-49: E lem tera ilâllezîne yuzekkûne enfusehum. Belillâhu yuzekkî men yeşâu ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
Kendi nefslerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil). Ancak Allah, dilediği kişinin nefsini tezkiye eder. Ve onlar, hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar (bile) zulüm olunmazlar. 



32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için. 

Ruhun Allah’a ulaşması tezkiyesiz olmadığına göre demek ki bu kişiler, Allah’ın emriyle insanlara tezkiye istikametinde yardımcı olan kişilerdir. Ve insanları hidâyete ulaştırıyorlar. Bu kişilerin kim olduğuna baktığımız zaman Kur’ân-ı Kerim’de peygamberler döneminde bunların peygamber olduğunu, peygamberlerden sonra da bazı görevlilerin bulunduğu görülür. Peygamberler dönemindeki durum;

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap'ı(Kurânı Kerim'i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.. 

Peygamberlerden sonra da insanlar bu dünyada yaşadıkları müddetçe, kesinlikle nefs tezkiyesine ihtiyaçlarının olduğu buyrulmaktadır. Onun için kıyamete kadar bu kişilerin varlığını Allahû Tealâ sürdürecektir. Ve bunlara bir açıklık getirmek üzere, Cuma Suresinin 2. âyet-i kerimesinde ve Âli İmrân Suresinin 164. âyet-i kerimelerinden görevli kıldığı kişilerden bahsetmektedir. Allah’û Tealâ bu kişiler için bu defa “irsal ettik” demiyor. Çünkü ancak peygamberler irsal edilir, gönderilir. Çünkü onların irade ve serbestliği yoktur. 

28/KASAS-68: Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâr(yahtâru), mâ kâne lehumul hıyarat(hıyaratu), subhânallâhi ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Ve seçim hakkı onlara ait değildir. Allah Sübhan'dır (münezzehtir) ve (onların) şirk koştukları şeylerden yücedir. 

Allahû Tealâ onlar için “erselnâ” kullanıyor. (Biz göndeririz) Ama peygamberlerden sonraki yetkililer için “ba's ederiz” diyor. Ba's etmek; burada görevli kılmak anlamındadır. 

3/ÂLİ İMRÂN-164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler. 



62/CUMA-2: Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler. 

Allahû Tealâ bu kişilerin de insanların nefslerini tezkiye etmek üzere görevli kılındığını ve kıyamete kadar da bu görevlerinin devam edeceğini buyuruyor. Ancak bu görevliler peygamberlerden farklı olarak kendi iradelerini kullanmak suretiyle yola çıkmışlar ve Allahû Tealâ liyakatleri sebebiyle onları görevli kılmıştır.

32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için. 



Allahû Tealâ her devirde peygamberlerine vâris olarak zamanın imamını insanları hidayete erdirsin diye göndermektedir. Devrin İmamı insanları hidayete erdirendir.

11.2.4. MÜRŞİD NASIL BULUNUR?

Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri Allah dalâlette bırakır.

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).” 

Allah’a ulaşmayı dilemeyip Allah’ın dalâlette bıraktığı kişiler için bir hidayetçi bulunmaz.

13/RA'D-33: E fe men huve kâimun alâ kulli nefsin bi mâ kesebet, ve cealû lillâhi şurekâ’(şurekâe), kul semmûhum, em tunebbiûnehu bi mâ lâ ya’lemu fîl ardı em bi zâhirin minel kavl(kavli), bel zuyyine lillezîne keferû mekruhum ve suddû anis sebîl(sebîli), ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Artık bütün nefslerin kazandıkları şeyler üzerinde kaim olan kimdir? Ve onlar, Allah'a ortaklar kıldılar. De ki: "Onları isimleri ile (davet etsinler, icabet edilmeyeceğini görsünler). Yoksa siz, O'na (Allah'a) yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Veya sözün zahir olanını mı?" Hayır, kâfirlere hileleri süslü gösterildi ve yoldan (Allah'ın yolundan) saptırıldılar. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi (mehdi) yoktur (bulunmaz). 

Allah’a ulaşmayı dileyenler için mürşidlerin tayini Allâhû Tealâ’ya aittir. 

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne). 
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi. 

Allahû Tealâ, Allah’a ulaştırmaya vesile olanı (mürşidi) Allah’tan isteyin buyuruyor.

5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz. 



Her namaz kılan kişi kıldığı namazın her rekâtında, Fatiha Suresini okurken Allah’tan mürşid talep etmektedir. Ancak Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin kalbinde okuduğu âyetler yoktur. Bu insanlar için Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz:

“Onlar Kur’ân okurlar ama Kur’ân kursaklarından geçmez.” buyuruyor. Yani kalplerine inmez. 

Onların okudukları âyetler kalplerinde yoktur. Âyetlerden gâfil olan bu insanlara Allahû Tealâ mürşid göstermez. Ama her kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allahû Tealâ’nın verdiği furkanlar ve kalbine koyduğu ihbat ile o kişiyi Allahû Tealâ huşûya ulaştırır.

Fatiha Suresinin 5,6 ve 7. âyetlerini yeniden gözden geçirirsek göreceğiz ki;

1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu). 
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz. 

1/FÂTİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır). 

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil. 

Âli İmrân Suresinin 164. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ mü'minlerin üzerine olan nimetini tamamlamak üzere Allah tarafından görevli kılınan imamlardan bahsetmişti. Talebin kuvveden fiile çıkarma zamanı gelmiştir. İstiâne (Allah’tan mürşidin istenmesi yardımı) Bakara Suresinin 45. âyeti kerimesinde şöyle açıklanmaktadır;

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. 

Bakara Suresinin 46. âyeti kerimesinde istianeyi Allah’tan isteyenlerin, Allah’a dünya hayatını yaşarken ruhen ulaşacaklarına îmân etmiş, 12. basamağa ulaşmış huşû sahibi kişileri anlatmaktadır. 

Allahu Tealâ buyuruyor;

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar. 

Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmayı dileyenler artık nefslerini tezkiye edip ruhlarını Allah’a bu dünya hayatında iken ulaştırmaya îmân edenler, öldükten sonra da ölüm melekleri tarafından tekrar ruhlarını Allah’a ulaştıracaklarına yakîn olarak îmân edenlerdir.

Sabır ve namazla nasıl istiane isteneceğini Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadislerinden anlıyoruz. 

Bu âyet-i kerime inzal olunduğunda Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e sahâbe diyor ki; “Ya Rasûlallâh! biz nasıl sabır ve namazla yardım isteriz Rabbimizden?” Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; “Siz daha önce cahiliyet devrinin adetlerini yapıyordunuz. İblisden soruyordunuz. Artık Rabbim buyurdu ki; “iblisden değil, benden sorsunlar” ve Cebrâil kardeşim bana iki namaz öğretti. Birincisi istihare namazı. Bir şey hakkında hayırlı veya şerrli olduğunu bilmek için Rabbimizden isteyeceğimiz yardım Perşembeyi Cuma'ya bağlayan gece boy abdestiyle kılacağımız iki rekatlı bir namazdır. İkincisi hacet namazı ki, bir ihtiyacımızın giderilmesi hususunda kılacağımız namazdır. Ve eğer istiane için kılacaksak, bu istiane sadece Allah’tan bizim nefsimizi tezkiye edecek bir mürşidin sorulmasıdır“.

Allahû Tealâ'nın ayrıca bu hususta yardım edeceğine dair sözü vardır. Bakara Suresinin 186. âyet-i kerimesinde:

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar). 



Allahû Tealâ, irşad olunma hususunda mutlaka bize yardımcı olacağını ve dualarımızı kabul edeceğini, taleplerimizi geri çevirmeyeceğini buyurmaktadır.

İşte Peygamber (SAV) Efendimiz’in hadisi şerifine göre, perşembeyi cumaya bağlayan gece veya mübarek gecelerden birinde boy abdestiyle kılacağınız dört rekatlık bir namazın sonunda mürşidimizin gösterilmesi için dua ederiz. Yatağımızı kıbleyi sağa alacak şekilde kurarız. Yatmadan evvel üç defa Âyetel Kürsiyi okuyup, kimseyle konuşmadan sağ yana kıbleye dönük vaziyette yatarız. Bu namazda okuyacağımız sûreler şöyle;

Birinci rekatında Fatiha'dan sonra üç defa Âyetel Kürsî, ikinci, üçüncü, dördüncü rekatlarda Fatiha'dan sonra, İhlâs, Felâk, Nas Sûreleri okunur. 

Eğer En’am Suresinin 125. âyet-i kerimesine göre kalbimiz teslimlere açılmışsa, Rabbimiz bize, bizim nefsimizi tezkiye edecek, Allah’ın görevli kıldığı bir mürşidi mutlaka gösterecektir.

11.2.5. TÖVBE VE 7 Nİ’MET

Kendimizin tek başına munferit gunahlarımızın bağışlanması için Akllahu telaya yaptığımızın tevbenin kabulune dair bir garanti yok.Ama Allahû Tealâ bize mürşidimizi gösterdiği zaman ihsanla gösterdiği mürşidin önünde diz çökerek tevbe edersek bu tevbeyi Allahu telanın kabul edeceğine garantisi var.

4/NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah'ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah'tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah'ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl'ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı. 

Allah’ın huzurunda mürşidle beraber bu tövbe merasimi yapılır. Bu tövbe sırasında yedi Nİ’MET alınır.

11/HÛD-112: Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir. 

  1. Ni’met: Devrin imamının ruhunun gelmesi 40/MU'MİN-15: Rafîud deracâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk(telâkı).
    Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır. 

  2. Ni’met: Kalbe îmân yazılması 58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
    Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah'a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razı oldular. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah'ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi? 

  3. Ni’met
    1. Günahların sevaba çevrilmesi 25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
      Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir). 

    2. Sevapların 1’e 10’dan, 1’e 700’e çıkarılması 2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbetin, vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
      Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi'dir, Alîm'dir. 

  4. Ni’met: Ruhun Allah’a doğru yola çıkması 78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
    İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. 

  5. Ni’met: Nefs tezkiyesinin başlaması 39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin). 
    Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab'a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab'lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah'ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah'ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur. 

    24/NÛR-21: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
    Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah'ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir). 

    91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
    Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir. 

  6. Ni’met: Fizik vücudun nefs açısından şeytana kul olmaktan kurtulmaya ve Allah’a kul olmaya başlaması 16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
    Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). 

  7. Ni’met: İradenin güçlenmeye başlaması 2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır. 

    33/AHZÂB-43: Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).
    Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve O'nun melekleridir ki O, mü'minlere Rahîm(dir). (Rahîm esmasıyla tecelli eden). 

11.2.6. VUSLAT

11.2.6.1. BİRİNCİ GÖK KATI

12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir). 

Zikirle kişi nefsinin kalbini %7 emmareyi, nurlandırdığında, ruhu da zemin kat eğitimini tamamlayarak birinci kata çıkmaya ehil hale gelir.

11.2.6.2. İKİNCİ GÖK KATI

75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim. 

Daha sonra nefsin ikinci kademesi olan, levvame nefs, pişman olan ve kınanan bir nefs halidir. Nefsini devamlı kınayan kişi zikirle nefsinin kalbini %7 daha nurlandırdığında o kişinin ruhu ikinci kata kadar çıkmaya ehil hale gelir.

11.2.6.3 ÜÇÜNCÜ GÖK KATI

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti. 

Füccur kötülüğü, takva da sakınmayı telkin eder. Yani bu nefs kademesi hem iblisten füccurun, kötülüğün, hem de Allahû Tealâ’dan sakınmanın, iyiliğin ilham edildiği bir dönemdir. Kişi o dönemde kalbine gelen her ilhamı irşad kademesine haber vermek suretiyle doğruyu bulmaya çalışacaktır. Zikir daha da artacak kişinin nefsinin kalbi %7 daha nurlanarak ruhu üçüncü kata yükselecektir. 

11.2.6.4. DÖRDÜNCÜ GÖK KATI

Sonra nefsin dördüncü kademesine mutmainneye ulaşır. Mutmainne tatmin olma, doyma anlamındadır.

Rad Suresinin 28. âyet-i kerimesinde Rabbimiz buyuruyor ki;

13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah'ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah'ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi? 



Bu nefs kademesi artık nefsin doyuma ulaştığı, kanaat sahibi dönemdir. Nefsin kalbi artan zikirle %7 daha nurlanacaktır. Bu dönemi kazanan kişinin ruhu da dördüncü kata çıkacaktır. 

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 



11.2.6.5. BEŞİNCİ GÖK KATI

Allah'tan razı olma, radiye makamı Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinde yer almaktadır.Kişi Allah'tan razı olduğu zaman Allah’ın rızasını kazanır. Başına ne gelirse gelsin muhakkak ki Allahû Tealâ'nın haberi olduğunu, Allahû Tealâ'nın müsaadesiyle veya takdiri ile oluştuğunu idrak edecektir ve Allah'tan razı olacaktır. Zikiri daha da artmış nefsinin kalbi %7 daha nulanarak ruhu beşinci gök katına ulaşacaktır. 89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

11.2.6.6. ALTINCI GÖK KATI

Kişi Allah'tan razı olduğu zaman Allah’ın rızasını kazanır. Allah da kulundan razı olur. Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinde ki mardiyye nefs Allah’ın rızasını kazanmış nefs'dir. Kişinin nefsinin kalbi %7 daha zikri her geçen gün arttığı için nurlanacak ruhu altıncı kata kadar çıkacaktır.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

11.2.6.7. YEDİNCİ GÖK KATI

Nefsin yedinci kademesine TEZKİYE denir. Tezkiye nefsin temizlenmesi en azından nefsin 19 kötü afetinin iplerinin ele alınması, kontrol altına alınması demektir. İşte kişi nefsinin tezkiye işlemini de tamamladığı zaman ruh yedinci kata ve nihâyet yedi âlemi geçerek Rabbimizin Zat’ına ulaşacaktır. Tezkiyeyi tamamlayarak kişi Rabbine döner ve teslim olur, fenafillaha ulaşır ve Allah’ın velîsi olur. Nefsinin kalbi %7 daha zikir artışına paralel olarak nurlanacak % 51 (%49 fazl,%2rahmet) nurla dolmuş kalple kişi dünya saadetinin de yarısına ulaşmış olacaktır. (Fatır 18)

Ruhunu Allah’a ulaştıran kişi Allah’ın velîsi olmuştur.

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. 

Gösterim: 493