11.3. FIRKALARA AYRILMAMAK

11.3.1. KURTULUŞA EREN TEK FIRKA

Allahû Tealâ bize bir ihtar olmak üzere Sebe Suresinin 20. ve 21. âyet-i kerimelerinde kıyametten bir kesit vererek şöyle buyuruyor.

34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular. 

34/SEBE-21: Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).
Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah'a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah'a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir. 

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor;

“Ahir zamanda benim ümmetim bir çok fırkalara ayrılacak, sayısı 73 olacak. İçlerinden bir tanesi Sıratı Mustakîm üzerinde olanlar, 72 tanesi gerçek yolu bulamamış olanlardır.” Peygamber Efendimiz (S.A.V) Sıratı Mustakîm üzerinde olanlara, Fırka-i Naciye diyor. Allah’ın yolu tek bir yoldur. Bu yolun sahiplerine Mucâdele Suresinin 22. âyet-i kerimesinde ve Maide-56’da “Allah taraftarları” “HİZBULLAH” yani Allah'ın yolunda olanlar, Allah’ın dostları buyrulmaktadır.

5/MÂİDE-56: Ve men yetevellallâhe ve resûlehu vellezîne âmenû fe inne hızbellâhi humul gâlibûn(gâlibûne).
Ve, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne ve âmenû olanlara dönen kimseler, artık muhakkak ki Allah'ın taraftarlarıdır, onlar gâlip olanlardır. 

6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz. 

Bu âyette ise o tek fırkanın Sıratı Mustakîm olduğu buyrulmaktadır.

11.3.2. ALLAH'A KUL OLMAK İÇİN SIRATI MUSTAKÎM’E ULAŞMAK

7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.” 

Ezelde bütün nefsler, ruhlar ve fizik vücutlar, Allahû Tealâ’yı RAB olarak bilip kendilerinin de kul olduklarını ifade ettiler. Yeryüzüne indikleri zaman, nefsler tezkiye olacaklarına yemin, ruhlar dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşacaklarına misak, fizik vücutlar Allah’a kul olacaklarına dair ahd verdiler. Allah’ın fizik vücutlara, nefslere ve ruhlara yaptığı, yemine (Mîsaka) davet, davete icâbet edilirse yani yemin edilirse, Allah’la fizik vücutlar, nefsler ve ruhlar arasında bir ahdin doğmasına sebebiyet veriyor.

Bir tarafta nefs tezkiye olacağına dair yemin veriyor, ruh Allah’a dünya hayatında ulaşacağına dair misak veriyor ve fizik vücut Allah’a kul olacağına dair ahd veriyor. Diğer tarafta da Allah bu yeminlerini tutanlara cenneti vaad ediyor. İşte bizim yeminlerimiz ve Allah’ın vaadi bir ahdleşmedir ki buna Allah ile Ahd adı veriliyor. İşte bu yeminlerden fizik vücudun ahdinin insanı Allah’ın kulluğuna ulaştırması gerektiği, Kur’ân-ı Kerim'de ifade buyrulmaktadır.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). 
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. 

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). 
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır. 

Kim bu Sırat-ı Mûstakîm’e tâbî olmaz da kulluğa ulaşmak istemezse muhakkak ki şeytana kul olacaktır. Şeytana tâbî olacaktır, âhirette de durumu hüsran olacaktır.

3/ÂLİ İMRÂN-51: İnnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun). 
Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz'dir. O halde O'na kul olun. (İşte) bu “Sırâtı Mustakîm'dir (Allah'a ulaştıran yoldur).” 

Allah’a kul olmamız Sıratı Mustakîm üzerinde olmamızı gerektirir.

1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu). 
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz. 

1/FÂTİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır). 

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil. 

Bu sebeple de biz Allah’a müracaat ediyoruz. Bizi kul edecek Sıratı Mustakîm’e çıkarması için özel bir yardım (istiane) istiyoruz.

11.3.3. İBLİSİN VAADİ

İblisin vaadi, Allahû Tealâ’nın çok sevdiği insanı kıyamete kadar Allah’ın Sıratı Mustakîmi’nden uzaklaştırmaya çalışmaktır.

7/A'RÂF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi. 

15/HİCR-39: Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım. 

17/İSRÂ-61: Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), kâle e escudu li men halakte tînâ(tînen).
Ve meleklere: “Âdem (A.S)'a secde edin!” dediğimiz zaman iblis hariç hemen secde ettiler. (İblis): “Ben, senin topraktan yarattığın kimseye mi secde edeyim?” dedi. 

17/İSRÂ-62: Kâle e raeyteke hâzellezî kerremte aley(aleyye), le in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne zurriyyetehû illâ kalîlâ(kalîlen). 
(İblis) dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime (benden daha) mükerrem (ikram edilmiş, şerefli) kıldığın kimse bu mu? Eğer beni kıyâmet gününe (kadar) tehir edersen (ertelersen), onun zürriyetinden (neslinden) pek azı hariç, mutlaka bana (kendime) tâbî kılacağım.” 

17/İSRÂ-63: Kâlezheb fe men tebiake minhum fe inne cehenneme cezâukum cezâen mevfûrâ(mevfûren).
(Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Git! Artık onlardan kim sana tâbî olursa, o zaman muhakkak ki sizin cezanız, eksiksiz bir ceza olarak cehennemdir.” 

17/İSRÂ-64: Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve recilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren).
“Ve onlardan güç yetirdiklerini, sesinle aldat. Atlıların ve yayalarınla onları bağırarak yönlendir (cehenneme sevket). Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara (yalan şeyler) vaadet.” Şeytanın vaadettikleri gurur (aldatma)dan başka bir şey değildir. 

11.3.4. TEK FIRKA SIRATI MUSTAKÎM’E ULAŞMAKTIR

17/İSRÂ-65: İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultân(sultânûn), ve kefâ bi rabbike vekîlâ(vekîlen).
Muhakkak ki Benim kullarımın üzerinde, senin bir sultanlığın (yaptırım gücün) yoktur. Ve senin Rabbin, vekil olarak kâfidir (yeter). 

Kalû-Belâ (Araf 172) günü, verdiğimiz mîsaki, yemini, ahdi yerine getirirsek Allah’a kul olabiliriz. Bu kulluğa Sıratı Mustakîm ile ulaşılabildiğine göre önce Sıratı Mustakîm’i kendimize yol edinmemiz gerekir.

Abdullah ibni Mesud Hazretleri anlatır: Birgün Hz. Peygamber (S.A.V) bize SIRATI MUSTAKÎM’İ çizdi ve “Bu, insanı Allahu Tealâ’nın rızasına kavuşturan, SIRATI MUSTAKÎM’dir” buyurdu. Sonra, bu yolun iki tarafına, balık kılçığı gibi, eğik çizgiler çizip, “Bunlar da, şeytanların saptırdığı fırkalara ait yollardır” buyurdu. Bir kimse, Allah’a ulaşmayı kalben dilemeden,yani Allah ve resûlüne itaat etmeden dini yaşamak isterse, muhakkak SIRATI MUSTAKÎM’den sapan fırkalara ait yolara girer. Gerçekten Allahû Tealâ’nın rızası Kur’ân-ı Kerim’de 7 safhada kemale erer. Allah’a ulaşmayı kalben dileyen herkes Sıratı Mustakîm’de birinci safhadaki rızaya kavuşmuştur.

6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz. 

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadisi şerifinde de buyrulan fırkalara ayrılmak bizi iblise teslim eder. Fırkalara ayrılmamak ve Sıratı Mustakîm üzere olmak mecburiyetindeyiz. Allahû Tealâ insanı hanif fıtratı ile yaratmıştır. Hanif fıtratı tek Allah’a inanmak ve 4 teslimle Allah’a teslim olabilmektir.

30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah'ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez. 

İşte Rabbimiz Rum Suresinin 31. ve 32. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor;

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). 
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. 

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar. 

Fırkalara ayrılmamak için Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a dönmek gerekiyor. 

İşte bu dönüş için

1. Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinde:

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

2.Zumer Suresinin 54. âyet-i kerimesinde:

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). 
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 

3. Şura Suresinin 47. âyet-i kerimesinde;

42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz). 

4. Muzemmil Suresinin 8. âyet-i kerimesinde;

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş. 

5. Lokman Suresinin 15. âyet-i kerimesinde;

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim. 

6. Zariyat Suresinin 50. âyet-i kerimesinde;

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim. 

7. Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesinde;

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). 
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. 

8.Rad Suresinin 21. âyet-i kerimesinde;

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. 

9. Yunus Suresinin 25. âyet-i kerimesinde;

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 

10. En’am Suresinin 152. âyet-i kerimesinde;

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

11. Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde;

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

12. Nisa Suresinin 58. âyet-i kerimesinde;

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 

Allahû Tealâ, Allah’a ruhunuzu ulaştırın ve teslim olun emrini oniki ayrı yerde vermiştir. Bu emirler boşuna değildir.

Bu emirler fırkalara ayrılmamak ve Sıratı Mustakîm üzerinde olmak içindir.

3/ÂLİ İMRÂN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki ni'metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O'nun (Allah'ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz. 

Burada fırkalara bölünmeksizin Allah’ın ipine sarılmamız emrediliyor. İşte bu “Allah’ın ipi” Sıratı Mustakîm'dir.

11.3.5. SIRATI MUSTAKÎM NEDİR?

Sıratı Mustakîm insanı Allah’a ulaştıran yoldur. 

6/EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık). 

6/EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ibâdihî, ve lev eşrakû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi). 

Sıratı Mustakîm hidâyet yoludur. Hidâyetin kelime anlamı ulaşmaktır. Allahû Tealâ, bir Allah’a olan hidâyetten bir de iblise olan cehenneme olan hidâyetten bahsetmektedir. İşte Allah’a olan hidâyet yolunu Nisa Suresinin 175. Âyet-i kerimesinde Rabbimiz şöyle ifade buyuruyor:

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır). 

Hidâyet Allah’a sarılmayı (ulaşmayı) dileyip O’na teslim olmaktır. 

İkinci hidâyet yolu şeytana ve cehenneme hidâyet yoludur.

Saftat Suresinin 23. âyeti kerimesinde Rabbimiz buyuruyor ki;

37/SÂFFÂT-23: Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm(cahîmi). 
Allah'tan başka (taptıkları). Artık onları cahîm (cehennem) yoluna hidayet edin (ulaştırın). 

Demek ki, Sıratı Mustakîm Allah’a ulaşan yoldur. Bu sebeple Allah’a dönmemiz için verilen Rabbine DÖN emirlerine itaat etmek mecburiyetindeyiz ki, kulluğa ulaşabilelim. Zaten bu emirlerden birisi olan Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinden sonra, Rabbimizin kulluğuna ulaştığımızı görüyoruz.

“Ve kullarımın arasına gir.”

11.3.6 SONUÇ

Ve Rabbimiz Fecr Suresinin 26. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor.

89/FECR-26: Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad(ehadun).
Ve kimse O'nun bağladığı gibi bağlayamaz. 

Yani “söz alanız.” Biliyorsunuz ki, Rabbimiz Elestü bi Rabbiküm günü bizden bir misak, bir söz almıştı. İşte o söze Allahû Tealâ Misak, Vusuk, aynı kökten gelen vesika buyuruyor. 

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

Kişi nefsinin kademelerini geçerek, ruhunu Allah’a ulaştırabilir. Ondan sonra Fecr Suresinin 29. âyet-i kerimesinde de:

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir. 

30. âyeti kerimesinde de:

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir. 

İblisin sultasından uzaklaşmak için Allah’a kul olmak gerekir. Allah’a kul olmak ise İslâm’ın 7 safha ve 4 teslimini yerine getirmekle olur.

Diğer taraftan fırkalara ayrılmamak ve bir tek yol üzerinde (yani Sıratı Mustakîm üzerinde) olmak ve böylece mü’minlerden ibaret bir tek fırkayı oluşturmak gene mürşidi bulup tövbe etmekle mümkündür. Çünkü bizim için tayin edilmiş mürşidimizi bulup onun önünde tövbe ettiğimiz takdirde ancak o zaman, kalbimize îmân yazılmakta ve îmânı artan mü'min olmaktayız. İşte mü’minlerden oluşan bir tek fırkanın içinde olabilmek, görülüyor ki, ancak mürşide ulaşmakla mümkündür. 

Gösterim: 479