13. ALLAH'A EZELDE VERDİĞİMİZ YEMİNLER

Allahû Tealâ ezelde bütün zaman parçalarındaki insanları huzurunda toplamış: “Elestü bi Rabbiküm” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) sualini sormuştur. Evvelce yaşamış ve ölmüş olan, halen yaşamakta olan ve daha doğmamış olan bütün insanlar o anda nefs, ruh ve fizik vücut olarak Allah’ın huzurunda idiler. Hepimizin verdiği cevap şöyle: "Kalû Belâ" (dediler ki; evet!). “Evet sen bizim Rabbimizsin”.

7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.” 

Bunun üzerine Allahû Tealâ buyuruyor: "Rabbiniz olarak hepinizden yemin istiyorum". Ve soruyor: "Yemin talebimi işittiniz mi?" Hepimiz cevap veriyoruz: "İşittik". "Öyleyse itaat edin ve yemin edin". Hepimiz yemin ediyoruz ve "itaat ettik" diyoruz. Bunun üzerine Allahû Tealâ hepimizi yeminlerimizle taahhüt altına sokuyor. Yeminlerimizle bizleri bağlıyor.

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

Bütün insanlar, nefsleri, ruhları, ve fizik vücutları ile ezelde Allah'a verilen üç yeminle Allah’a taahhütte bulunmuştur. Her vücut kendisi ile alâkalı yemini vermiştir. 

Bütün fizik vücutlar, dünya hayatını yaşarken Allah’a kul olacaklarına, şeytana kul olmayacaklarına dair ahd vermişlerdir.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). 
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. 

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). 
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır. 

Bütün ruhlar dünya hayatını yaşarken, Allah'a ölmeden mülâki olacaklarına (ulaşacaklarına) dair misak vermişlerdir.

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar. 

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. 

13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri). 
Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır. 

Bütün nefsler ise dünya hayatını yaşarken tezkiye olacaklarına (arınacaklarına, kontrol altına gireceklerine) dair yemin veriyorlar.

91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun). 

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar). 

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç. 

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar. 

Ahd, misak ve yeminle, bütün fizik vücutlar, bütün ruhlar ve bütün nefsler Allah’a karşı, kendi yapılarıyla uygun bir taahhüt altına girmişlerdir.

Ezelde Allah’a verilen bu yeminler sebebiyle Allah ile insan arasında bir ahd oluşmuştur. Bu ahd bir sözleşme hüviyetindedir. Taraflardan biri ruh, nefs ve fizik vücut, diğeri ise Allah’tır. Bu sözleşmede ruh Allah'a mülâki olacağına dair, nefs tezkiye olacağına dair, fizik vücut ise Allah'a kul olacağına dair yemin ederek bir taraf oluşturuyor. Allah ise bu yeminleri yerine getirene, sözleşmedeki diğer taraf olarak, dünya ve âhiret saadetini vaad etmektedir. 

Yeminlerin yerine getirilebilmesi ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslim edilmesine bağlıdır. Allah’a ulaşmayı dilemek ve 12 ihsanla mürşide ulaşmak gerektir. İradenin teslimi Allah’ın ahdidir, vasiyetidir. 

3/ÂLİ İMRÂN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne). 
Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever. 



İrade Teslimini de yapan kişi Allah’ın ahdini yerine getirmiş bihakkın takvanın sahibi olmuştur.

3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne). 
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin! 

50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için. 

3 vücut da yemin etmiştir, Allahû Tealâ da, şanına yakışır bir tarzda vadetmiştir. İşte bu görünmez, yazıya dökülmemiş sözleşme Kur’ân-ı Kerîm'imizde "Allah ile Ahd" olarak geçiyor. Allahû Tealâ’nın dileği insanın 4 teslimini yaparak dünya ve ahiret saadetine ulaşmasıdır.

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar. 

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar). 

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç. 

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar. 

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

Allah ile ahdin ifa edilmesi ve MİSAK-ı selâse'nin (üç yemin) yerine getirilmesi kişiyi Allah’ın dostu payesine, velî payesine erdirir. Yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyen kişi sadece Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah onu dostluğuna kabul etmiştir. Ama kişi Allah’a kendisini ulaştıracak olan mürşidine ulaştığından itibaren velâyet kademelerinde ilerleyecek Allah’ın dostluğu ve Allah’a dost olma seviyesi artacaktır. 

10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi? 

Ve böyle kişiler için Allah cennetini vaad buyurmaktadır.

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir. 

13.1. RUHUMUZUN MİSAKİ VE BU MİSAKİN ÜZERİMİZE 12 DEFA FARZ KILINMASI

13.1.1. RUHUMUZUN MİSAKİ RUHUN ALLAH’A ULAŞMASI (HİDÂYETİ)

Ruh ezelde, dünya hayatı yaşanırken Allah’a ulaşacağına (mülâki olacağına) dair misak vermiştir.Allahû Tealâ hepimizi huzurunda toplamış ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştur.

7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.” 

Sonra da nefslerimizden, ruhlarımızdan ve fizik vücutlarımızdan ayrı ayrı yeminler istemiştir. İnsanlardan bu yeminleri alan Allahû Tealâ bu yeminlerle bizi bağlamıştır. Bütün insanlar yeminlerini yerine getirmek konusunda taahhüt altına girmiştir.

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

Bu 3 yeminden biri de ruhun Allah’a verdiği (ölmeden evvel Allah’a ulaşma) vuslat yeminidir. Bu yemin, Allah’a ulaşma yemini olarak (“Misak” adı altında) Kur’ân’ı Kerîm’de açıklanmaktadır.

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar. 

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. 

13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri). 
Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır. 

Allah ile ahdlerini yerine getirenler, misaklerini (yeminlerini) nakzetmeyenler (bozmayanlar)dır. Allah'a ezelde bu yemin verilmiştir ki, kişi dünya hayatında bu yeminine sahip çıkmaktadır.

Yeminlerine sahip çıkanlar (velleziyne) Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (mâ emerallahü), O'na (Allah’a) vasıl ederler (ulaştırırlar). (yasılûne.. bihî) Ruhen Allah’a ulaşmak, vuslat maksadıyla (en yusale) bunu yaparlar. Ve Rabb'lerine huşû duyarlar. 

Hacet namazının kılınması Sıratı Mustakîm’e ulaşmak için şarttır. Hacet namazı için de huşû sahibi olmak gerekir.

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. 

Allah’a ulaşmayı dileyen kişileri Allahû Tealâ, 10. basamakta ön huşûya ulaştırmıştır. 12. basamakta kalbin içine giren %2 rahmetle gerçek huşûya ulaştıracaktır. Allah'tan, kendilerini Sıratı Mustakîm'e ulaştıracak Hidayetçiyi (istiane) istemek için ehil olan kişilerdir. Sui (kötü) hesaptan korkarlar. Allah’ın dostu olmaya namzet olan bu insanlar, seyyiat işlemekten ve negatif dereceler alarak Kıyâmet günü, Allah’ın huzurunda mahçup olmaktan korkarlar. Ve onlar sabırla Allah’ın Zat’ını (Allah’ın Zat’ına ulaşmayı) dilerler, talep ederler. Allah’ın zatını kim talep ederse, kim Allah'a ulaşmayı dilerse o kişi mutlaka Allah'a ulaşır.

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir. 

Allah o kişiyi kendisine ulaştıracağını garanti etmiştir.

22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir. 

Allah’a ulaşanlar, Allah’a ulaşmayı sabırla dileyip sonunda O'na dünya hayatında ulaşanlardır. Bu insanlar Allah’a ezelde verdikleri “misak”ı yani dünya hayatında ruhen Allah'a kavuşma yeminini yerine getirip, Allah'a dünya hayatında ulaşanlardır. Allah ile vuslat'a erenlerdir.

Allahû Tealâ bizlerin ezelde Allah'a verdiğimiz misaki yerine getirmemizi, ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmamızı üzerimize 12 defa farz kılmaktadır.

13.1.2. MİSAKİN ÜZERİMİZE 12 DEFA FARZ KILINMASI

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

“Ve Allah ile ahdinizi ifa edin, yerine getirin.” Allah ile ahdimiz:

  1. Nefsimizi tezkiye etmemizi,
  2. Ruhumuzu Allah’a ulaştırmamızı,
  3. Fizik vücudumuzun şeytana değil Allah’a kul olmasını, ihtiva etmektedir (içermektedir).

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

Bu iki ayet 3 vücudumuza da verdiği yeminleri yerine getirmesini farz kılmaktadır. 

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. 



39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). 
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). 
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim. 

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim. 

42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz). 

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş. 

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 

3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun). 
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir). 

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur. 

Âyet-i kerimeler açık ve kesindir. Allahû Tealâ diğer yeminlerimizi yerine getirmemizi bir defa farz kılmasına karşılık, dünya hayatını yaşarken ruhun Allah'a ulaşmasını tam 12 defa farz kılmıştır. 

Bu ruhun hidayete ermesidir.

13.2. NEFSİMİZİN YEMİNİ VE BU YEMİNİN FARZ OLUŞU

Ezelde Allahû Tealâ’nın huzurunda verdiğimiz yeminlerden biri de nefsimizin yeminidir. Bu yemin tezkiye olma yeminidir. Hiçbir nefs tezkiye olmadan (temizlenmeden, arınmadan, terbiye olmadan) felâha (kurtuluşa, cennete) ulaşamaz. Sadece tezkiye olan nefs felâha ulaşabilir.

91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir. 

Allah’a verdiğimiz yemin nefsimizi, fizik vücudumuzla beraber cennete götürebilecek bir yeminse bu yeminin tezkiye yemini olması zorunludur.

Kur’ân-ı Kerimimizde bütün nefslerin cehennemde rehine olduğu, sadece yeminlerini ifa edenlerin (yerine getirenlerin), yeminlerine sahip çıkanların cennette olacağı beyan buyrulmaktadır.

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar). 

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç. 

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar. 

Her kim Allah'a ezelde verdiği, nefsini tezkiye edeceğine dair olan yeminini yerine getirirse, o cennete girecektir. Nefsini tezkiye edemeyenlerin cehenneme gitmeleri söz konusudur. Nefsini 7 kademede tezkiye eden kişinin ruhu da 7 gök katını aşarak Allah’a ulaşacak, nefsin kalbi %51 aydınlandığı için kişi dünya saadetinin yarısından fazlasına kavuşacaktır.

Kişinin nefsini tezkiye etmesi, ruhunu Allah'a ulaştırması ve Allah'a fizik vücudunun kul olmaya başlaması aynı seviyenin ifadesidir. Kim ruhunu Allah'a ulaştırmışsa, o nefsini tezkiye etmiştir ve fizik vücudu da şeytana değil, Allah’a kul olmaya başlamıştır. Hergün daha çok Allah’ın emirlerini yerine getirmektedir. 

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır). 

Nefsimizin sorumluluğu üzerimize verilmiştir. Nefslerimizi tezkiye etmek terbiye etmek üzerimize borçtur. Hidayete ancak nefsler tezkiye edilerek ulaşılabilir. 

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek. 

Bu nefsin hidayete ermesidir.

Allahû Tealâ nefsin tezkiye edilip terbiye edilmesini emrediyor. Kur’ân-ı Kerim'deki her emir farzdır. Nefsimizin tezkiyesi de üzerimize farzdır.

13.3. FİZİK VÜCUDUMUZUN AHDİ VE BU AHDİN ÜZERİMİZE FARZ KILINMASI

Bütün vücutlar Allahû Tealâ’ya “elestü bi Rabbiküm” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) günü, yemin ediyorlar. "kalû belâ" (dediler ki evet) günü de denilen o ezeldeki gün bütün fizik vücutlar Allahû Tealâ'ya şeytana kul olmayacaklarına, Allah'a kul olacaklarına dair "ahd" vermişlerdir.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). 
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. 

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). 
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır. 

Fizik vücudun Allah’a verdiği ahd, Allah'a kul olmaktır. Allah’a kul olmak ve Sıratı Mustakîm’e ulaşmak için Allah’a ulaşmayı dilemek gerekir.

“Sıratı Mustakîm” Allaha ulaştıran yoldur Ruhun Allah'a ulaşabilmesi için nefsin 7 kademede tezkiye olması gerekir. Nefs 7 kademede tezkiye olup, ruh da Allah'a ulaşınca, fizik vücut da artık şeytana kul olmaktan kurtulmuş, Allah’a kul olmaya başlamıştır.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir. 

İnsanın ezelde Allah’a verdiği 3 yemini de ifa etmiş (yerine getirmiş) olması, fizik vücudun Allah'a kul olabilmesine, Ruhun Allah'a ulaşmasına, nefsin tezkiye olmasına bağlıdır.

Ruh “Sıratı Mustakîm" üzerinden Allah'a ulaşır. Ruh Sıratı Mustakîm’e ulaşmadıkça, fizik vücut için Allah'a kul olmak mümkün değildir. Ruhun “Sıratı Mustakîm” de olması, fizik vücudun kulluğa kabulünü oluşturacaktır.

Allah’a fizik vücutdun ezelde verdiği kul olma AHD’ini baz alarak, Allahû Tealâ, Allah'a kul olmamızı üzerimize farz kılmıştır. 

2/BAKARA-21: Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz. 

İnsan ezelde Allah’a, kul olacağına yemin etmiştir. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de insanın zaten yemin etmiş olduğu bir konuyu insana farz kılmıştır. Esasen Allah’ın insanları ve cinleri yaratmasından muradı, sadece Allah’a kul olsunlar diyedir.

51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.
Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım. 

Allah'a kul olmak, şeytana kul olmamak insanın üzerine farzdır.

Bu fizik vücudun HİDAYETİ’dir. 

16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). 

13.4. ÜÇ YEMİNİN YERİNE GETİRİLMESİ VE CENNET

Kim “Allah ile ahdi” ni yerine getirirse,

  1. Nefsini 7 kademede tezkiye (terbiye) ederse,
  2. Ruhunu Allah’a ulaştırırsa,
  3. Fizik vücudunu şeytana değil de Allah'a kul etmeye başlarsa, o kişinin cennete gireceği kesin bir dille Kur’ân-ı Kerim’de açıklanmaktadır.

Nefsin Allah’tan razı olması ve Allah’ın rızasını kazanması, tezkiyeyi de oluşturur.

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir. 

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir. 

Nefse verilen emir tezkiye olmaktır. 

“İrciî ilâ rabbiki” Ruha verilen emir, “Allah’a geri dön, ulaş” emridir. Bu emir de nefse verilmiş gibi görünmesine rağmen, nefsin Allah'a ulaşması mümkün olmadığı cihetle ve Allah'a ulaşabilen sadece ruhumuz olduğundan bu emrin ruha verilmiş olması söz konusudur.

"Fedhulî fî ibâdî" O zaman kullarımın arasına gir emri ise fizik vücuda verilmektedir.

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar). 

Fizik vücutta rehine olan nefs, 7 kademede tezkiye olursa, ruh her nefs kademesinin terbiye olarak bir gök katı yükselerek, 7. kademe olan tezkiyenin tamamlanmasıyla, Allah'a ulaşırsa, fizik vücut şeytana değil Allah’a kul olmaya başlar. 

Allah’a kulluk 7 kademede tamamlanır

  1. Âmenûler kulluğu (Allah’a ulaşmayı dilemek)
  2. Mü’minler kulluğu (mürşide ulaşmak)
  3. Evvab kulluk (ruhun Allah’a teslimi)
  4. Muhsinler kulluğu (fizik vücudun Allah’a teslimi)
  5. Muhlisler kulluğu (ahsen kulluk) (Nefsin Allah’a teslimi)
  6. İrşad rızası (azîm kulluk) (irşada ulaşma)
  7. Bihakkın kulluk (iradenin Allah’a teslimi)

Bu durumda,

  1. Nefs tezkiye olmuştur (yemin)
  2. Ruh Allah'a ulaşmıştır (misak)
  3. Fizik vücut Allah’a kul olmaya başlamıştır (ahd)

Kişi Allah'a verdiği 3 yemini de yerine getirmiş, “Allah ile Ahd” ini ifa etmiştir. Allahû Tealâ, kim yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse onun cennete girmesini emrediyor.

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir. 

Kim Allah'a verdiği bu 3 yemini yerine getirirse o kişi velî olur, evliyadan olur. Allah’ın dostu olur. Ve “Takva Sahibi” olur.

10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi? 

10/YÛNUS-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır. 

10/YÛNUS-64: Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhırati, lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah'ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir. 

Ruhen, “meab” olan, sığınak olan Allah’a ulaşan kişinin ruhu Allah’a sığınmış “evvab” olmuştur.

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. 

Evvab takvaya ulaşan kişiyi de Allahû Tealâ, 3. cennetini vadetmektedir. 

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. 

50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için. 

50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Gaybda Rahmân'a huşu duyanlar ve münib (Allah'a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah'ın huzuruna) gelenler (için). 

50/KAF-34: Udhulûhâ bi selâm(selâmin), zâlike yevmul hulûd(hulûdi).
Oraya selâmla (selametle) girin. İşte bu ebediyyet (sonsuzluk) günüdür. 

Evvab takvanın sahipleri

  1. Hafîz olmuşlardır.
  2. Evvab’dırlar
  1. Hafîz olmak: Başının üzerinde bir muhafız taşımaktır. Ancak Allah’ın hidayetçisine ulaşan ve tövbe eden kişinin başının üzerine, Allah’ın emri ile bir ni’met olmak üzere devrin imamının ruhu gelir. Devrin imamının ruhu o kişiyi büyü, hüddam, zulmani ilimlerden korur, muhafaza altına alır. 

    58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
    Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah'a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razı oldular. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah'ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi? 

    40/MU'MİN-15: Rafîud deracâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk(telâkı).
    Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır. 

    Devrin imamının ruhunun bir muhafız olduğu Rad Suresinin 11’nci âyet-i kerimesinde açıklanmaktadır.

    13/RA'D-11: Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde leh(lehu), ve mâ lehum min dûnihî min vâl(vâlin).
    Onları (o kavimdekileri), önünden ve arkasından (önden arkaya doğru uzanan) takip edenler (devrin imamlarını koruyan muhafız melekler) vardır. Allah'ın emrinden olup, onları korurlar. Muhakkak ki; Allah, onlar nefslerinde olan şeyi (hidayette kalma konusundaki niyetlerini) bozmadıkça, bir kavimde olan şeyi bozmaz (devrin imamının ruhunu başlarının üzerinden almaz). Ve Allah, bir kavme ceza vermeyi dilediği zaman, artık onu reddedecek (mani olacak kimse) yoktur. Ve onlar için, ondan başka koruyan bir dost yoktur. 

    Devrin imamı hidayete erdirendir. Hidayet Allah’a ulaşmak (Âli İmrân-73) (Bakara-120) olduğuna göre ruhun, fizik vücudun, nefsin, iradenin hidayeti, devrin imamının ruhunun o kişinin başının üzerine gelmesi ile mümkündür. Bu sebeplerden dolayı bu ruh o kişi için ni’mettir. 

    1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
    O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil. 

    Allah’ın emrinden gelen Devrin imamının ruhu Allah’ın emri ile o kişiyi muhafaza eder. İşte hafîz olmak, devrin imamının ruhu tarafından, muhafaza altına alınmak, başın üzerinde bir yetkili muhafız taşımaktır.

    Kim Allah'a ulaşmak üzere, yeminlerini yerine getirmek için Allah’ın kendisine tayin ettiği mürşide ulaşır da, önünde tövbe ederse o kişinin başının üzerine devrin imamının ruhu bir ni’met olarak gelecek ve kişi hafîz olduğu için cennete girecektir.

    25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
    Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir). 

    3/ÂLİ İMRÂN-164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
    Andolsun ki Allah, mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler. 

    Herhangibir hidâyetçinin önünde tövbe eden herkes cennete giremez. Allah’ın o kişiye tâyin ettiği mürşid hacet namazı ile Allah’a sorularak bulunabilir. Mürşidlerin tayini Allah’a aittir.

  2. Evvab olmak: Evvab ve Meab kelimeleri aynı kökten gelmektedir. Meab, sığınak, melce, sığınılacak yer anlamına gelmektedir. Evvab ise bu sığınağa sığınan demektir. Nebe-39 da Allah’a ulaşan kişi için Allah’ın bir sığınak (Meab) olduğu bildirilmektedir. Âli İmrân 14’te ise Allah’ın sığınak olduğu ifade edilmektedir. 

    Evvab takvanın sahipleri, ruhlarını (Meab) sığınak olan Allah'a ulaştırarak, Allah’a sığınmış, “Evvab” “Allah’a sığınan”olmuşlardır. 

    "Evvab" olan kişi, sadece Allah'a ulaşmakla kalmaz 3 yeminini de yerine getirir. Bu kişinin nefsi 7 kademede tezkiye olmuştur. Ruhu Allah'a ulaşmıştır. Fizik vücudu şeytana değil Allah’a kul olmaya başlamıştır. Ruh misakini tamamlamıştır. 

    Velâyet kademelerinde fizik vücut ahdini, nefs ise yeminini yerine getirecek ve HİDAYET’e ereceklerdir.

13.4.1. MİSAK, AHD VE YEMİN (3 YEMİN)

Allahû Tealâ, Âdem (A.S)’ın zahrından bir anda ruhları ve nefsleri yaratarak ruhlardan, fizik vücutlardan ve nefslerden yemin almıştır. 

Ruhlardan aldığı “Misak” dünya hayatını yaşarken mutlaka Allah’a ulaşma yeminidir. 

Nefslerden aldığı yemin, 7 tezkiye kademesinde tezkiye ve tasfiye olmak yeminidir. 

Fizik vücutlardan aldığı ahd, şeytana kul olmaktan kaçıp Allahû Tealâ’ya kul olmaktır. 

Üç vücudun da ayrı ayrı vazifeleri vardır.

13.4.2. RUH

13.4.2.1. RUHUN MİSAKİNİN YERİNE GETİRİLMESİ

Ruhun dünya hayatında yaşarken Allah’a ulaşması gerektiğine dair, Kur’ân-ı Kerim'de 12 tane farz emir vardır.

1. Zumer-54 7. Şura-47
2. Fecr-28 8. Muzemmil-8
3. Rum-31 9. Rad-21
4. Zariyat-50 10. Yunus-25
5. Lokman-15 11. Maide-7
6. En’am-152 12. Nisa-58

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). 
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 

Bu dönmek (vasıl olmak) ruhun vuslatıdır. Ruh Rabbine kavuşuyor. Rabbimiz âyet-i kerimenin ikinci kısmında vasıl olduktan sonra teslim olmasını emir buyuruyor. Buradaki teslim 3 vücudun Allah’a teslimidir. Önce ruhun Allah’a teslimi gerekmektedir. Bu sebeple ruh Allah’a dönecek. O’na ulaşacak ve O’na teslim olacaktır. Bu ilk teslimdir.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). 
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

“Rabbine dön!” emrinin muhatapı ruhtur. Ruhun Allah’a dönebilmesi nefsin tezkiyesine bağlanmıştır. Allah 4. tezkiye kademesine ulaşmış bir nefse sesleniyor. Buyuruyor ki; “Ey dördüncü kademeye gelmiş nefs! (yani mutmain olan nefs) şimdi Rabbinden razı ol, sonra Rabbinin rızasını kazan ki, emanet durumunda olan ruh bana dönsün, bana vasıl olsun.” Rabbine dönmesi gereken, Rabbine rucû etmesi farz olan ruhtur. Fakat ruh sadece Allah’ın rızasını kazanıp, 7. tezkiye kademesinde nefsin tezkiye olmasıyla Allah’a rucû edebilir, vasıl olabilir.

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim. 

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim. 

42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz). 

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş. 

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. 

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 

Ruh, Allah’a verdiği MİSAKİ yerine getirebilmesi meyanında tam 12 tane emre muhatabtır. Ruhun kendisine verilen bu emirleri yerine getirmemesi düşünülemez. Çünkü ruh Rabbimizin emrindedir. Bu emirleri yerine getirebilmesi nefsin (yani rehinenin) 7 tezkiye kademesinde tezkiye olması şartına bağlanmıştır. Ruh saftır, temizdir. 19 HASLET’in sahibidir. Fakat nefs, yapısında mevcut olan 19 AFET sebebiyle başlangıçta 7 tezkiye kademesinde tezkiye olması gerekir. Nefsin tezkiyesi farzdır. Nefs rehinedir. Rehinelikten kurtulması sırasıyla ruhun, vechin (fizik vücudun), iradenin Allah’a teslimiyle mümkün olacaktır.

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar). 

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç. 

13.4.2.2. RUHUN SÜLUKU (ALLAH'A ULAŞMASl)

Allahû Tealâ, "irciî ilâ rabbik, " (Fecr 28) Rabbine dön, emrini bütün insanlar için vermiş ve şarta bağlamıştır. Rabbine dönecek varlık, ne insanın fizik vücududur, ne de nefsidir, yalnız ruhudur. Ruhun Rabbine varabilmesi çetin bir yolculuğu gerektirir.

Büyük savaşlar zaferle neticelendikten sonra Peygamber Efendimiz (S.A.V): "Artık küçük cihad bitti. Şimdi asıl büyük cihad başlıyor. Bu nefs mucâdelesidir." buyurmuştur.

Ruhun Rabbine dönebilmesi için, önce fizik vücuttan kurtulması gerekir. Bu kurtuluş nefsin tezkiyesine bağlıdır. Nefs her kademede % 7 tezkiye oldukça ruh Allah’a doğru bir gök kademesi yükselecektir.

90/BELED-13: Fekku rekabetin.
(Akabeyi aşmak) kölenin azadıdır. 

13.4.2.3. YAKÎN KADEMELERİ

Kur’ân’ı Kerîm kâinatın son şeriat kitabıdır. Bütün dünya kıyâmete kadar bu şeriatla idare edilecektir. Kur’ân’ı Kerîm Son Nebî’nin Son Şeriat Kitabıdır. Kur’ân’ı Kerîm’de İlm’el yakîn, Ayn’el yakîn ve Hakk’ul yakîn olmak üzere 3 yakîn kademesi vardır.

Kur’ân ‘daki İslâm 28 basamaklık bir merdivendir.

İlm’el yakîn Allah’a ulaşmayı dilediğimiz zaman başlar.

A- İLM’ELYAKÎN

102/TEKÂSUR-5: Kellâ lev ta’lemûne ilmel yakîn(yakîni).

      Hayır, keşke siz, İlm'el Yakîn (kesin bilgi) ile bilseydiniz. 



  1. Basamakta olaylar yaşanır. (Bakara 216) Kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkalarını da Allah’a ulaşmayı dilemekten men edenler, ikinci basamağa geçemezler.
  2. Basamağa olayları doğru değerlendirenler Allahû Tealâ tarafından seçilirler ve Allah’a yönelenler, üçüncü basamağa geçerler. (Yunus 7-8) (Şura 13)
  3. Basamakta kişi Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmayı diler. (Ankebut 5)
  4. Basamakta Allah Rahmân esmâsıyla tecelli eder. (Bakara-105) Bu tecelli ile Allahû Tealâ 7 furkan ve 12 tane ihsan verir.
  5. Basamakta gözlerdeki basar hassasının üzerindeki gışavet alınır. (1. Furkan) Gözlerdeki hicab-ı mesture kaldırılır.(İkinci Furkan)
  6. Basamakta kulaklardaki sem’î hassasının üzerindeki mühür açılır. (Üçüncü Furkan) kulaklardaki vakra alınır. (Dördüncü Furkan)
  7. Basamakta kalbin mührü açılır. (Beşinci Furkan) Kalpteki ekinnet alınır. (Altıncı Furkan) kalbe ihbat konur. (Yedinci Furkan)
  8. Basamakta kişi artık gören işiten idrak eden biridir. İlm’el yakîn Allah’a ulaşmayı dilediğimiz zaman başlar.

Tebliğe 3 gurup insan muhatap olur;

  1. Tebliğe ilgisiz kalanlar
  2. Tebliğe karşı çıkanlar
  3. Tebliğe uyanlar
  1. Tebliğe ilgisiz kalanlar

    2/BAKARA-6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
    Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü'min olmazlar. 

    2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
    Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem'î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır. 

  2. Tebliğe karşı çıkanlar: Allah’a ulaşmayı dilemeyerek Allah’tan 7 furkan almamış olan kimselerdir. Uzuvları ve hassaları kapalı olduğu için, bu engeller onların ilim sahibi olmalarını engeller. (İsra 45-46) (Araf 179)

    17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ(mestûren).
    Sen Kur'ân'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk). 

    17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
    O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler. 

    7/A'RÂF-179: Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi, lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).
    Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir. 

    Tebliğe karşı çıkanlar da iki guruptur;

    a) Allah’a ulaşmayı yalanlayanlar; Bu kişiler irşad makamını dinlerler Ancak uzuvları ve hassaları kapalı olduğu için, göremez, işitemez ve idrak edemezler. 

    b) İrşad Makamına karşı çıkanlar yeryüzünde fesat çıkaranlardır; Bu kişiler uzak dalâlette olan kişilerdir. Uzuvları hastadır. Hassalarının ve uzuvlarının kapalı ve hasta olması irşad makamına karşı çıkmalarındandır. Bu kimseler başka insanları da Allah’a ulaşmayı dilemekten ayetleri örterek, yalanlayarak men ederler. Bunlar ilimsizlerdir. Allah’ın ilminin algılanabilmesi için İŞİTMEK lâzımdır. Yani kişinin kulaklarındaki vakra Allahû Tealâ tarafından alınmış olmalıdır. Kim Allah’a ulaşmayı inkâr ederse, Allah onun görme, işitme ve idrak etmesini önleyen engeller koyar. (Casiye 23)

    45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
    Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? 

  3. Tebliğe uyanlar

    Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah o kişiye 4. basamakta Rahîm esması ile tecelli ederek 7 tane furkanla günahlarını örter. 

    8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
    Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir. 

    1. Gözlerdeki basar hassasının üzerindeki gışavet alınır. (1. Furkan)
    2. Gözlerdeki hicab-ı mesture kaldırılır. (İkinci Furkan)
    3. Kulaklardaki sem’î hassasının üzerindeki mühür açılır. (Üçüncü Furkan)
    4. Kulaklardaki vakra alınır. (Dördüncü Furkan)
    5. Kalbin mührü açılır. (Beşinci Furkan)
    6. Kalpteki ekinnet alınır. (Altıncı Furkan)
    7. Kalbe ihbat konur. (Yedinci Furkan) 

      22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
      Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir. 

      Allah’ın kalbine ihbat koyduğu kimseler faydasız ilimden kurtulurlar.

    8. Kalbe Allah ulaşır (hidayet konur) (Tegabun-11).
    9. Kalp Allah’a döndürülür (Kaf-32)
    10. Kişinin göğsünden kalbine nûr yolu açılır (Zumer-22)
    11. Zikir yaptıkça kalbe nûr girer. (%2 rahmet)
    12. Hacet namazıyla kişiye Allah mürşidini gösterir.


    Mü’min kulağından sulanmakta ve her geçen gün biraz daha Allah’ın ilminden almaktadır. Onüçüncü basamakta hacet namazı kılan kişiyi Allahû Tealâ, Ondördüncü basamakta, 12 İhsanla mürşidine ulaştırır. Mürşidinin önünde diz çöküp tövbe eden kişiye Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecelli edip, 7 tane de ni’met verir;
    1. Ni’met, o kişinin başının üzerine Devrin İmamının Ruhu gelir. (Mu’min 15) (Mucâdele-22) (Mu’min 7)
    2. Ni’met, o kişinin nefsinin kalbine Allahû Tealâ îmânı yazar. (Mucâdele-22)
    3. Ni’met, o kişinin ruhu, vücudundan ayrılarak Sıratı Mustakîm üzerinden gök katlarını birer birer aşarak Allah’a doğru yola çıkar. (Nebe-39)
    4. Ni’met, o kişinin nefsi, tezkiyeye başlar. (Fatır 18)
    5. Ni’met, o kişinin fizik vücudu şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmaya başlar. (Yasin 60-61)
    6. Ni’met, Allahû Tealâ o kişinin bütün günahlarını sevaba çevirir. (Furkan 70)
    7. Ni’met, o kişinin iradesi güçlenmeye başlar.
    Tezkiye kademelerini aşarak tezkiye olan nefse paralel olarak ruhun Allah’a ulaşması ile 22. basamakta kişi velâyet makamlarına ulaşır. Kişinin ruhu Allah’a ulaşmış ve Allah’ta ifnâ (yok) olmuştur. 

    22. Basamakta fena makamında ruh Allah’ın Zat’ına ulaşır. Ruhunu Allah’a ulaştırmış olan kişi hidayete ermiştir. Evliya olmuştur. Allah da o kişinin ruhuna meab olmuştur (Nebe 39).

    23. Basamakta beka makamında kişinin ruhu İndi İlahi’de altın tahtın sahibidir.

    24. Basamak zühd makamında kişinin zikir yaptığı saatler yapmadığı saatleri aşmıştır. (Zikirsizliğe karşı zahid olmuştur. )

    25. Basamak muhsinler makamı fizik vücudun Allah’a teslim edildiği makamdır. Kişinin ilmi her geçen gün artmaktadır. Daimî zikre gelmeden kişinin kalp gözü, kalp kulağı açılırsa o kişi arif olur. Ancak kişi ilmel yakînin sahibidir. 

    B- AYN’EL YAKÎN

    102/TEKÂSUR-7: Summe le terevunnehâ aynel yakîn(yakîni).
    Sonra mutlaka onu Ayn'el Yakîn ile (gözünüzle) göreceksiniz. 

    26. Basamakta ulûl’elbab makamına ulaşan kişinin kalbi %100 aydınlanmış, daimî zikre ulaşmış ve nefsini Allah’a teslim edildiği makamdır. Hikmeti yaşamaya başlamıştır. Ulûl’eIbab (Allah’ın sırlarının sahibi)
    1. Daimî zikrin sahibidir.
    2. Kalbinde hiçbir afet kalmamıştır. (Kalp tasfiye olmuştur.)
    3. Kalp kulağı açılmıştır.
    4. Kalp gözü açılmıştır.
    Bunlar iktisâb edilmesi gereken haklardır. Kalp gözününün ve kalp kulağınının açılması kişiye 3 tane de vasıf şartı kazandırır.
    1. Ehli tezekkür olmuştur.
    2. Ehli hayır olmuştur.
    3. Ehli hüküm olmuştur (hikmet ehli).
    Kişinin nefsinin kalbi 7 kademe müzeyyen olur. Kalp gözü açıldığından yerlerin melekûtunu (sırlarını) görecektir. Kişi artık AYN’EL YAKÎN’DİR.’dir. Allah’ın ilmini görerek yakîn olmuştur. 

    27. Basamakta ihlâs makamına ulaşan kişi hikmetin 2. ve son makamındadır. Ulûl’elbab makamının hemen arkasından oluşmaktadır. Halis olmak, saf olmak ihlâs kelimesinin manâsıdır. Bu kişi göklerin melekûtunu, (sırlarını) gök katlarını, İndi İlâhi’deki bütün tahtları, namazları, Allah katında yapılan bütün muhtevâyı görür. Son gördüğü şey varlıklar âleminin en yüksek noktası olan Sidretül Münteha’daki çok harika renkleri olan ağaçtır.

    C- HAKK’UL YAKÎN

    56/VÂKIA-95: İnne hâzâ le huve hakkul yakîn(yakîni).
    Muhakkak ki bu (anlatılanlar), elbette o (verilen haberler), Hakk'ul yakîn'dir (yakîn olan haktır, kesin olarak gerçektir). 

    28. Basamakta salâh makamı: Bu makam sâlihler makamıdır. İhlâsı geçmek, aşmak şerefine erecekler Yüce Rabbimiz tarafından “Tövbe-i Nâsuh’a” davet edilir. Tövbe-i Nasuh, ihlâs ile salâh makamlarını birbirinden ayıran geçiş kapısıdır. 

    Salâh makamının;
    1. Birinci kademesinde (tâbiiyetinden sonraki kesimde işlediği) günahları örter. (Tahrim 8)
    2. İkinci kademesinde başının üzerine salâh nurunu verir.
    3. Üçüncü kademesinde (tâbiiyetinden sonraki kesimde işlediği) günahlarını sevaba çevirir.
    4. Dördüncü kademesinde iradesini de Allah’a teslim eder. Kişi bütün teslimlerini yapmış “müslüman ”olma şerefine ermiştir. Nefsinin kalbi 5 kademe daha müzeyyen olmuştur
    5. Beşinci kademesinde 4. kademede irade teslimini gerçekleştiren kişiyi Allah irşada memur ve mezun kılar. Bu noktada kişi Allah’ın Zat’ını da görür. Son sır olan Allah’ın Zat’ını görmüş ve Hakk’a yakîn olmuştur. Hakk’ul yakîn sahibi olmuştur.
    Sahâbe irade teslimini de yapmıştır. 

    9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
    O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır. 

    Salâh makamının kölelik basamakları olan 5., 6. ve 7. kademeleri Hakk’ul Yakîn’in yaşandığı kademelerdir. Bu kişilerin zikri tesbihe ulaşmıştır.
13.4.2.4. RUH RABBİNİ TALEP EDER

Ruh Allah’a mutlaka ulaşmak üzere programlanmış olduğu için Allah’a teslim olan bir varlıktır. Hasletleri hep Allah’ın emirlerini yapacak, yasak ettiklerini yapmayacak hüviyettedir. Ve sadece Rabbini talep eder ve mutlaka Allah’a ulaşır.

13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri). 
Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır. 

16/NAHL-95: Ve lâ teşterû bi ahdillâhi semenen kalîlâ(kalîlen), innemâ indallâhi huve hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne). 
Ve Allah'ın ahdini, az bir bedelle satmayın. Oysa o (ahd), Allah'ın indinde (katında) sizin için daha hayırlıdır, bilseniz (bilmiş olsaydınız). 

92/LEYL-18: Ellezî yu’tî mâ lehu yetezekkâ.
O ki (en üst seviyede takva sahibi olan), malını verir, temizlenir. 

92/LEYL-19: Ve mâ li ehadin indehu min ni'metin tuczâ.
Ve (takva sahiplerinin), bir kimseye (malını vermesi), O'nun (Allah'ın) katında, “bir ni'met karşılığı olsun” diye değildir. 

92/LEYL-20: İllebtigâe vechi rabbihil a’lâ.
O sadece, Yüce Rabbinin Vechi'ni (Zat'ını) ibtiga etti (diledi). 

92/LEYL-21: Ve le sevfe yerdâ.
Ve o, yakında mutlaka razı olacak. 

Allah’ın rızasını kazanmak nefsin 6. tezkiye kademesini oluşturur. 7. Tezkiye kademesinde ruh Allah’ın Zat'ına ulaşır.

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır). 

13.4.3. NEFS

13.4.3.1. NEFSİN KADEMELERİ

Nefs gökler gibi sevva edilmiş ve 7 kademeden oluşmuştur. 

1 – NEFS-İ EMMARE:

12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir). 

2 – NEFS-İ LEVVAME:

75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim. 

3 – NEFS-İ MÜLHİME:

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti. 

4 – NEFS-İ MUTMAİNNE:

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 

5 – NEFS-İ RADİYE:

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

6 – NEFS-İ MARDİYYE:

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

7 – NEFS-İ TEZKİYE:

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır). 

Kur’ân-ı Kerim'deki bu 7 tane âyet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi tezkiye edilmesi, kontrol altına alınması, terbiye ve tasfiye edilmesi lâzım gelen vücudumuz nefsimizdir. 

Ruhumuz başlangıçta da, sonuçta da, her zaman saftır, tertemizdir. 19 hasletle donanmıştır.

13.4.3.2. NEFSİN YEMİNİNİN YERİNE GETİRİLMESİ (NEFSİN TEZKİYESİ)

Nefsin Allah’a verdiği yemin tezkiye olmaktır. Ancak tezkiye olan nefs kurtuluşa (felâha, yani cennete) ulaşır.

91/ŞEMS-1: Veş şemsi ve duhâhâ.
Güneşe ve onun duha vaktine (ışığının yayılıp parladığı zamana) andolsun. 

87/A'LÂ-14: Kad efleha men tezekkâ.
Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir. 

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek. 

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır). 

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar). 

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç. 

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar. 

Allah’a verilen yemini yerine getirmeyenler felâha (kurtuluşa) eremezler, yani cennete ulaşamazlar, cehennemde kalırlar.

13.4.4. FİZİK VÜCUT

13.4.4.1. FİZİK VÜCUDUN AHDİNİN YERİNE GETİRİLMESİ (VÜCUDUN ALLAH'A KUL OLMASI)

Allahû Tealâ fizik vücudumuzdan dünya hayatında mutlaka “Allah’a kul olacaksın, şeytana kul olmayacaksın” diye ahd almıştır. 

Allah’a kul olma ruhun Allah’a ölmeden ulaşmasını dilemekle başlar. Allah’a ölmeden evvel ulaşmayı dilemeyen ve mürşidine ulaşamayan kimseler için Allah’ın Ahd'inin tahakkuku söz konusu değildir.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). 
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. 

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). 
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır. 

36/YÂSÎN-62: Ve lekad edalle minkum cibillen kesîrâ(kesîran), e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne). 
Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz? 

36/YÂSÎN-63: Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne).
Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur. 

Fizik vücudumuza Allahû Tealâ’nın verdiği emir çalışma emridir Dünya için de, ahiret için de çalışmak esastır.

53/NECM-9: Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ.
Böylece iki yay mesafesi kadar, (hatta) daha yakın oldu. 

“Elestü birabbiküm” günü Allah’a vermiş olduğu mîsâkı ve ahd'i yerine getirmeyen kişinin varacağı yer cehennem'dir. Cennet'e ulaşmanın şartı, İslâm’ın birincil emri olan Allah’a ulaşmayı dilemenin ötesinde ruhun Allah'a ulaşması, nefsin 7 kademede tezkiyesi ve fizik vücudun Allah’ın emrine girmesi, yani şeytana tâbî olmaması ve iradenin güçlenmesi için çalışması lâzımdır. 

Mükâfat olarak Allahû Tealâ, cenneti vadetmektedir.

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir. 

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir. 

Gösterim: 551