19.1. RUH SAFTIR VE TEK YÖNLÜDÜR

Allahû Tealâ “irciî ilâ rabbiki” (Rabbine dön) emrini bütün kulları için vermiştir. Allah’ın Zat'ına dönecek ve O'nda fani olacak, yok olacak olan ruhdur. Bir tek ruh, Allahû Tealâ’nın Zat'ına ulaşabilmeye yetkili kılınmıştır. Nefs ve fizik vücut, Allah’ın Zat'ına ulaşamazlar. Ruh saf ve temiz olduğu için Allah’ın Zat'ına ulaşabilme yetkisi kendisine verilmiştir.

Ruh bir tek yönde Allah’ın Zat'ı hedef olmak üzere istikametlendirilmiştir. Kur’ân-ı Kerim'de Allah ruhu hep temsilcisi olarak vazetmekte ve değişik kademelerdeki ruhların varlığı, irşad yolundaki vazifeden kaynaklanmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de, ruhun da nefs gibi tezkiye, terbiye ve tasfiyesinin gerekli ve lüzumlu olduğuna dair bir işarete rastlamak mümkün değildir. 

17/İSRÂ-85: Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi. 

Rabbimizin emrinden olan bu varlığın, Allah’ın insandaki dört emanetten sadece birisidir

33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir. 

Hiçbir mahlûkun yüklenmediği bu emâneti, diğer emanetler gibi, Allahû Tealâ Kendisine iade edilmesini emrediyor.

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 

Bu sebeple, Allah’ın emaneti olan ruhu, Allah’a teslim etmek gerektir. Ruhun da, Allah’ın Zat'ından başka bir istikameti olmadığı gibi talebi de yoktur. Buna rağmen Allah’ın emrini yerine getirebilmesi ancak, Allah’ın emirlerinin, fizik vücutta tatbik edilmesine bağlıdır. Ancak bu yolla, yani nefsin tezkiyesine paralel olarak hedefine ulaşır. Allah’ın Zat’ına vasıl olur. Ruhun, Rabbine dönebilmesi için önce fizik vücut adı verilen bu hapishaneden kurtulması ve Allah’a ulaşması gerekir. Mürşide ulaşmayan bir kişinin ruhunun, fizik vücut adı verilen hapishaneden Allah’a ulaşabilecek hüviyette kurtulması mümkün değildir.

Buradaki mümkün değildir sözü, ruhun fizik vücuttan dilediği an çıkmasına mani teşkil etmez. Ruh her günah işlendiğinde fizik vücuttan ayrılır. Fakat mürşide ulaşamayan kişinin ruhu gök katlarına çıkamaz, Allah’ın Zat'ında fani olamaz.

90/BELED-10: Ve hedeynâhun necdeyn(necdeyni).
Ve onu iki yola (gayy yolu ve hidayet yolu) ulaştırırız. 

90/BELED-11: Fe laktehamel akabete.
Fakat o akabeyi (sarp yokuşu) aşmadı. 

90/BELED-12: Ve mâ edrâke mel akabeh(akabetu).
Ve akabenin ne olduğunu sana bildiren nedir? 

90/BELED-13: Fekku rekabetin.
(Akabeyi aşmak) kölenin azadıdır. 

90/BELED-14: Ev ıt’âmun fî yevmin zî mesgabeh(mesgabetin).
Veya yorgun ve aç olduğu günde doyurmaktır. 

90/BELED-15: Yetîmen zâ makrabeh(makrabetin).
Yakınlık sahibi (akraba) olan yetimi. 

Âyet-i kerimelerin ilk bölümü Allah’a dönecek olan ruhun fizik vücut adı verilen bu hapishaneden kurtulması ile ilişkilidir. Sonra üstümüzde yaratılan 7 katlı gök yolculuğunu tamamlaması ile ilgilidir. Âyet-i kerimelerin ikinci bölümü nefsin tezkiye vasıtalarından olan zekât ve birr'in toplamı şeklinde ifade edilen, helâl rızıktan hak sahipleri tarafından infâk edilmesidir. Çünkü ruhun yolculuğu nefsin tezkiyesi şartına bağlanmıştır. Nefsi, 7 tezkiye kademesinde tezkiye olmayan bir fizik vücuttan ruhun Allah’a dönüp, vasıl olması mümkün değildir. Ruhu, Allah'a ulaşmayan kişinin de Kıyâmet gününde, amel defterinin sağ taraftan kendisine verilip cennet ehlinden birisi olması mümkün değildir.

19.1.1. RUHUN ÖZELLİKLERİ

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz. 

Ruhun bir emanet olduğunu ve Allah’tan bize üfürüldüğünü görüyoruz. Rabbimizden bize üfürülen bu ruh, Allah’ın kendisine tevdi ettiği emrin ve hedefin bilincindedir. Ruh her zaman saftır. Ve hiçbir günaha katılmaz. İnsan ruhu öyle tertemiz bir özelliğe sahiptir ki, dilediği anda fizik vücuttan bir anda ayrılabilmek ve dilediği anda tekrar fizik vücudun içine yerleşebilmek yetkisine sahiptir. Böyle bir olaydan ise insan vücudunun haberi bile olmaz. Ruhun elektron devir sayısı fizik vücudunkine eşdeğer değildir. Ama dilediği anda fizik vücudumuzla kendi elektron sayısını dengeye getirmek yetkisine sahiptir. Bu denge sağlandığı her an ruh fizik vücuttan ayrılır veya dışarıda ise fizik vücudun içine girer. Böylece Allahû Tealâ’nın yetki verdiği insan ruhu, günah işlerken o vücuttan ayrılır.

İnsanın içinden ruh bir anda ayrılır, bir anda geri döner. Fizik vücut bir günah işleyecekse, nefs akla hakim olur, kişiyi ikna etmiş ve bir şerr işletecekse ruh hemen fizik vücuttan ayrılır, o hiçbir zaman günahlara iştirak etmez. Bir mâ'rûfun işlenmesinde ruh, bilinçli olarak derhal emre icabet ederek, kendisine düşen görevi hemen yapar. Bir münkerin işlenmesinde de bilinçli olarak vücuttan ayrılarak şerr fiile iştirak etmemekle kalmaz, her günahın arkasından mutlaka nefse azap eder. Buna yetkili kılınmştır. Ve vazifesini mutlaka yerine getirir.

19.1.2. RUHUN NEFSİ AZAPLANDIRMA YETKİSİ

Akıl, fizik vücudun kumandanıdır. Ruh ve nefs onun her an başvurduğu müşavirlerdir. Her olaydan önceki karar verme safhasında, içimizdeki iki sesin ayrı ayrı istikametlere bizi çekmek için çalıştıklarını duyarız. Bu seslerden nefse ait olanı şerre davet eder. Ruha ait olanı ise hayra davet eder. Aklı hangisi ikna ederse, akıl fizik vücudu o yönde kullanır. Akıl hangi ortamda şuurlanmışsa o istikamette karar verir. Akıl Allahû Tealâ’nın Kur’ân’da vazettiği emirleri yerine getiren ve yasak ettiği fiilleri hiç işlemeyen bir ortamda şuurlanmışsa akıl ruhun talebi istikametinde karar verir, ama akıl Allahû Tealâ’nın emirlerinin yerine getirilmediği yasaklarının işlendiği bir ortamda şuurlanmışsa akıl nefsin talepleri istikametinde karar verir. Olaydan önceki bu kavgayı, nefs kazanmışsa şerr, yani günah işlenir. Ruh kazanmışsa hayır, yani sevap işlenir. Şerr işlenmesinden sonra iç dünyada, mutlaka ruh nefse azap eder.

Arı için söğüt, akıl için öğüt farzdır. Kur’ân-ı Kerim her akıl sahibi için bir öğüttür. Kur’ân akıldır. Kur’ân gökyüzündeki ruhumuz ve yeryüzündeki bedenimizdir.

10/YÛNUS-100: Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alâllezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve Allah'ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü'min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap) verir. 

Bu konudaki azap ruhun nefs üzerindeki azabıdır.

Allahû Tealâ’nın Kur’ân âyetlerinden gâfil olanlar, akletmeyen kimselerdir. Azap görecek olanlar onlardır.

10/YÛNUS-57: Yâ eyyuhân nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne).
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. 

73/MUZZEMMİL-19: İnne hâzihî tezkirah(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen). 
Muhakkak ki bu, hatırlatmadır (öğüttür). Artık kim dilerse, Rabbine (ölmeden önce ruhunu) ulaştıran bir yol ittihaz eder (yol edinir). 

74/MUDDESSİR-54: Kellâ innehu tezkireh(tezkiretun).
Hayır, muhakkak ki O, bir Zikir'dir (Öğüt'tür). 

74/MUDDESSİR-55: Fe men şâe zekereh(zekerehu).
Artık kim dilerse, O'nu zikreder. 

74/MUDDESSİR-56: Ve mâ yezkurûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), huve ehlut takvâ ve ehlul magfireh(magfireti).
Allah'ın dilediğinden başkası O'nu zikredemez. O (O'nun dilediği kimse), takva sahibidir ve mağfiret ehlidir (günahları sevaba çevrilmiş olan kimsedir). 

76/İNSÂN (DEHR)-29: İnne hâzihî tezkireh(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).
Muhakkak ki bu bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine bir yol ittihaz eder (edinir). 

76/İNSÂN (DEHR)-30: Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), innallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen). 
Ve Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Muhakkak ki Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). 

76/İNSÂN (DEHR)-31: Yudhilu men yeşâu fî rahmetih(rahmetihî), vez zâlimîne eadde lehum azâben elîmâ(elîmen).
O dilediği kişiyi, rahmetinin içine dahil eder. Ve zalimler, onlar için elîm azap hazırladı. 

19.1.3. RUHUN HASLETLERİNİN NEFSE YERLEŞMESİ

Ruhda 19 haslet mevcuttur. Ruh bu 19 hasletten herhangi biri doğrultusunda her olayda mutlaka talep sahibidir. Ruh, akla başvurarak fizik vücudun kendi himayesinde, Allah’ın emrettiği biçimde çalıştırlıması veya yasak ettiği fiilde çalıştırılmaması yönünde aklı ikna etmeye çalışır.

Nefs ise başlangıçta, bunun tam aksi istikamette yani şerr istikametinde talebin sahibidir. Şeytan, nefsin şerr talebinde bulunması için ona telkinler yapar.

Şeytanın yardımında liyakat aranmaz. Fakat, ruh talebini icraata koyabilmek için Allah’tan yardım talebinde bulunduğu zaman, Allah’ın pozitif yardımı kişinin liyakatıyla paraleldir. Allah, liyakat kesbetmeyene yardımını göndermez. Pozitif yardımda, liyakat esastır. Şeytanın dış yardımında liyakat aranmaz. 

Ruhun hasletlerinin nefse monte edilebilmesi için, kişinin Allahû Tealâ'nın kendisini davet ettiği “irşad ol” emrine icabet etmesi lazımdır. Bu talebin sahibi olan insan, irşâdın biricik şartı olan mürşidine ulaşabilmek için, Allah’tan mürşidinin gösterilmesi istikametinde hacet namazı kılacaktır. Allah'ın kendisine gösterdiği mürşide ulaşan kişi Furkan Suresinin 70. âyet-i kerimesine göre tövbe edecektir. Nefsini 7 tezkiye kademesinde kontrol altına alacaktır. Nefs kontrol altına alındıktan sonra, tasfiyeye geçilecek ve nefsin 19 afetinin yavaş yavaş izalesi için, teslim kademelerinde Allah’ın yardımıyla yürünecektir.

Nefsin kontrol altına alındığı tezkiye kademesi ruhun Allah'a teslim edildiği kademedir. Bu ilk emânetin teslimidir. Sonra fizik vücut sonra da nefs Allah'a teslim edilir. Sonuçta nefs ahsen olmaya yaklaşmaya başlar.

İradenin teslimi son teslimdir. Kim bu teslime ulaşırsa onların kalpleri tezyin edilmiş olur. Tezyin ise Hucurat Suresinin 7. âyet-i kerimesinde ifade buyrulduğu gibi nefsin kalbinin, nefsin teslimi olan daimî zikirde, 7 mertebe ihlâsta 7 mertebe ve salâhın ilk beş kademesinde 5 mertebe daha müzeyyen olmasıdır. Nefsin kalbi 19 mertebede müzeyyen olur. (süslenir)

49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). 
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. 

49/HUCURÂT-8: Fadlen minallâhi ve ni’meh(ni’meten), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
(Bu) Allah'tan bir fazl ve ni'mettir. Ve Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir. 

24/NÛR-21: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah'ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir). 

Gösterim: 477