20.6. CEZBE

Manevî kalbin, Allah tarafından, zikir sonucunda rezonansa geçirilmesi, titreştirilmesi haline cezbe denir. Cezbe, Allah’tan gelen ferahlatıcı bir cereyan olup zikirle oluşturulur. Cezbenin başlangıcı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Hira Dağındaki mağarada itikaf yaptığı günlere rastlar. Peygamber Efendimiz (S.A.V), hanif olması sebebiyle her sene belirli ayda yanına bir miktar su ve kuru ekmek alarak bu mağarada inzivaya (itikafa) çekilirdi. Her yıl tekrarlanan bu ibadet zinciri içinde, 40 yaşına bastığı yıl, yani Hira dağındaki mağarasında ibadet yaptığı sırada aniden Cebrail (A.S) kendisine göründü.. Cebrail (A.S)'ın insan hüviyetinde temessülü ile başlayan bu olayda, Cebrail (A.S) Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e peygamberlik müjdelediği gibi, ona bir adım yaklaşarak “İkra” (Oku) demişti. Peygamber Efendimiz (S.A.V) “Ben okuma-yazma bilmiyorum” cevabını vermişti. Cebrail (A.S) 2. adımda emri 2. defa tekrarlayarak “İkra” (Oku) dediğinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in cevabı “Ben okuma-yazma bilmiyorum” olmuştu. 3. adımda Cebrail (A.S) Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e iyice yaklaşarak onu kollarıyla sımsıkı sarmış Kur’ân-ı Kerim'in ilk âyet-i celîlesi olan “İkra'bismi Rabbikellezî halâk.”, “Yaradan Rabbinin adıyla oku.” emrini tebliğ etmiştir. Bu kucaklaşmanın neticesinde ilk defa bir melekten bir peygambere Allah’ın cereyanı diyebileceğimiz cezbe geçmiştır. Bu cereyan ile sıksık titreyen Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e müşrikler hasta demişler, saralı demişler, deli demişler ve buna benzer, hakikatle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir sürü yakıştırmalar yapmışlardır. Fakat şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, Allah tarafından verilen bir cereyanın, insanın manevî kalbinden geçişi sırasında, bütün vücudu veya vücudun değişik organlarını tesir altına alarak, şiddetli bir şekilde sarsması, titretmesi hali cezbedir.

Şeytanın cezbe verme yetkisi kesinlikle yoktur. Bu sahada yetkili kılınmadığı için cezbe, bize Allah’tan ihsan edilen en sağlam bir anahtar hüviyetindedir. Çünkü nefsin tezkiye kademelerinin 3.de (Mülhime) Allah'a yaklaşan sâlik, mürid, fizik ötesinden bir takım ilhamlar, (bilgiler) almaya başlar. Bu ilhamlar Rabbani kaynaklı ise, kişinin Rabbine yaklaşması ve olgunlaşması içindir. Şeytanda boş durmamaktadır. Secde gününden bu yana Allah’tan almış olduğu yetki ile, Âdem oğullarının sağlarından, sollarından, önlerinden, arkalarından sokularak onları Rabb'lerinden uzaklaştırıp kendisine bağlamaya çalıştırmaktadır. Zulmâni İlhamlar kişiyi bu amaç doğrultusunda şeytan tarafından iletilir, ilka edilir. Bu sahadaki bilgilerin ayıklanması, yani hangi ilhamların Rabbani, hangi ilhamların zulmâni olduğunu, bize söyleyecek kişiler ancak bu sahada Allah tarafından vazifeli kılınan mürşidlerdir. Mürşidlerin dışında bir başkasından bu bilgileri, ilhamları öğrenmemiz mümkün değildir. Gerçekten Kur’ân-ı Kerim’de mülhime kademesinde bulunan kişinin fizik ötesi bir kaynaktan ilham aldığı Şems Suresinin 8.âyeti ile teyid edilmektedir.

91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun). 

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti. 

Daimî zikirde kişi Allahû Tealâ’dan ilham değil vahiy alır. Henüz daimî zikre ulaşmamış salik kalbinden geçen ilhamın Rabbani olup olmadığını, takva doğrultusunda olup olmadığını cezbe ile anlayabilir. Rabbinin cezbe ile teyit ettiği her ilhamın kesinlikle Rabbani olduğu ortaya çıkar. Bu anahtar sayesinde kulun Rabbine yaklaşması kısa zamanda kolay ve zevkli bir şekilde gelişir. 

Fakat burada da cezbe ile teyid edilen ilhamın ruhsatlı olup olmadığı gibi bir tehlike daima mevcuttur. Bu tehlike kul tasfiyeyi gerçekleştirene kadar, takva elbisesi giyene kadar devam eder. Kul ihlâsa ulaşmadıkça kendini bu ruhsatlardan kurtarması mümkün değildir. Bu nedenle tasfiye gerçekleşinceye kadar almış olduğu ilhamları mürşide teyid ettirmekle vazifelidir. Teyid kişinin Allah’a giden yolda ve kemal derecelerinde ilerlemesi halinde, zaman zaman ruhsat doğrultusunda aldığı ilhamlar tesiri ile Allah’ın yolundan sapmaması (fıska düşmemesi) için kullanılan kesin güvenilir bir anahtardır. Teyid makamına sorulmadığı takdirde ruhsatla alınan ilhamlar, kişinin ayağının kaymasına sebep olabilir ve böylece yoldan sapabilir (fiska düşebilir). Cezbeyi açıklayan âyet-i kerimeler aşağıda verilmiştir.

8/ENFÂL-2: İnnemâl mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).
Gerçek mü'minler onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer (cezbelenir). Ve onlara Allah'ın âyetleri okunduğu zaman onların îmânlarını arttırır ve Rab'lerine tevekkül ederler. 

22/HACC-35: Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar, Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir (Allah'tan gelen bir cereyanla kalpleri ve vücutları sarsılanlardır). Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler. 

Bu kimselerin müjdelenen kimseler olduğunu Kur’ân-ı Kerîm açıklamaktadır.

39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin). 
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab'a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab'lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah'ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah'ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur. 

23/MU'MİNÛN-60: Vellezîne yu’tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûn(râciûne).
Ve onlar vereceklerini verirler. Onlar, Rab'lerine geri dönenler (ulaşanlar) olduğundan onların kalpleri titrer. 

Gösterim: 521