22.3. ÜÇÜNCÜ 7 BASAMAK – HİDAYETE ULAŞMAK – HAKK’I TAVSİYE ETMEK

22.3.1. YÜKSELME KADEMELERİ

Ruh Allah’a teslim olmadan önce Allah’a ulaşır. Ruhun Allah’a ulaşması hidayettir. Hidayet her üç vücut için de irade için de geçerlidir.

Nefsin tezkiye olması, ruhun gök katlarını çıkarak seyri sulûkunu tamamlaması, fizik vücudun Allah’a kul olması, iradenin güçlenmeye başlaması Allah’a verilen yeminleri yerine getirmek demektir. İnsanın Allah’a ezelde verdiği 3 yemin vardır.

Ezelde, Kalû Belâ gününde, evvelce yaşamış ve ölmüş olan, halen yaşamakta olan ve daha doğmamış olan bütün insanlar o anda nefs, ruh ve fizik vücut olarak Allah’ın huzurunda idiler. Alllah’ın “Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?” sorusuna bütün insanlar: "Kalû Belâ" (dediler ki evet). “Evet sen bizim Rabbimizsin”demişlerdir.

7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.” 

Bunun üzerine Allahû Tealâ buyuruyor: "Rabbiniz olarak hepinizden yemin istiyorum". Ve soruyor: "Yemin talebimi işittiniz mi?" Hepimiz cevap veriyoruz: "İşittik". "Öyleyse itaat edin." Hepimiz yemin ediyoruz Ve Allahû Tealâ soruyor “itaat ettiniz mi?” Ve hepimiz "itaat ettik" diyoruz. Bunun üzerine Yüce Rabbimiz hepimizi yeminlerimizle taahhüt altına sokuyor. Yeminlerimizle bizleri bağlıyor. Hepimiz yeminlerimizi yerine getirmeyi taahhüt ederek, yeminlerimizden sorumlu oluyoruz.

Mü’min olduktan sonra Allah’a verilen misak (Ruhun Allah’a ulaşma yemini), ahd (Fizik vücudu Allah’a kul etme yemini), yemin (Nefsi tezkiye etme yemini) hidayete ererek yerine getirilebilir. 

22.3.1.1. RUHUN YEMİNİ (MİSAK)

Ruh ezelde Allahû Tealâ’ya dünya hayatı yaşanırken mülâki olacağına (ulaşacağına), yemin etmiştir.

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar. 

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. 

22.3.1.2. FİZİK VÜCUDUN YEMİNİ (AHD)

Bütün fizik vücutlar Allahû Tealâ’ya “elestu bi rabbukum” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?). "kalû belâ" (dediler ki evet) gününde şeytana kul olmayacaklarına, Allah'a kul olacaklarına dair "ahd" vermişlerdir.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). 
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. 

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). 
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır. 

22.3.1.3. NEFSİN YEMİNİ (YEMİN)

Ezelde Allahû Tealâ’nın huzurunda verilen yeminlerden biri de nefsin yeminidir. Bu yemin tezkiye olma yeminidir. Hiçbir nefs tezkiye olmadan (temizlenmeden, arınmadan, terbiye olmadan) felâha (kurtuluşa, cennete) ulaşamaz. 

91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir. 

Allah’a verilen yemin nefsi, fizik vücudla beraber cennete götürebilecek bir yeminse bu yeminin tezkiye yemini olması zorunludur. Kur’ân-ı Kerim’de bütün nefslerin cehennemde rehine olduğu, sadece yeminlerini ifa edenlerin (yerine getirenlerin) yani yeminlerine sahip çıkanların cennette olacağı beyan buyrulmaktadır.

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar). 

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç. 

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar. 

Bu yeminleri Allahû Tealâ defalarca insanların üzerine farz kılmıştır.

22.3.2. MİSAKİN, AHDİN, YEMİNİN ÜZERİMİZE FARZ KILINMASI

Üç vücuda ait Allah’ın insanın üzerine farz kıldığı 3 yemin;

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

Yukarıdaki iki âyet-i kerime ile Allahû Tealâ üç yemini de insanın üzerine farz kılmıştır. 

Allahû Tealâ nefsin yeminini bir kez daha farz kılımıştır.

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek. 

Fizik vücudun ahdinin yerine getirilmesi farz kılınmıştır.

2/BAKARA-21: Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz. 

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). 
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. 

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). 
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır. 

Ruhun misakinin yerine getirilmesini Allahû Tealâ 12 defa daha farz kılmıştır;

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). 
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. 

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). 
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim. 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. 

42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz). 

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim. 

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş. 

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 

Yeminlerin bir tanesini yerine getirip diğerlerini başaramamak mümkün değildir. İktisab ettiği dereceler itibariyle rehine olan nefsin kurtulabilmesi tezkiyesine bağlıdır. Nefs tezkiye olursa rehine olmaktan kurtulur. Ve böylece emanet olan ruh sahibine iade edilir. Fizik vücud ise ya nefsin ya da ruhun esiridir. Nefs tezkiye olunca, fizik vücut da Allah’a kul olmak durumundadır. Çünkü kişi daha çok ruhun tesiri altındadır. Anlaşılıyor ki hidayet üç vücut için de irade için de geçerlidir.

22.3.3. ÜÇ YEMİNİN YERİNE GETİRİLMESİ VE CENNET

Kim “Allah ile ahdi” ni yerine getirirse, yani,

  1. Nefsini 7 kademede tezkiye (terbiye) ederse (afetlerin yarıdan fazlasını yokederse),
  2. Ruhunu Allah’a ulaştırırsa,
  3. Fizik vücudunu Allah'a kul ederse o kişinin 3.kat cennete gireceği kesin bir dille Kur’ân-ı Kerim’de açıklanmaktadır.

(1) Nefsin Allah’tan razı olması ve Allah’ın rızasını kazanması, tezkiyeyi de oluşturur. Nefse verilen emir tezkiye olmaktır.

“lrciî ilâ Rabbiki” ruha Allah’a geri dön, ulaş emridir. Bu emir de nefse verilmiş gibi görünmesine rağmen, nefsin Allah'a ulaşması mümkün olmadığı cihetle ve Allah'a ulaşabilen sadece ruh olduğundan bu emrin ruha verilmiş olması kesinlik kazanmaktadır.

"Fedhulî fî ibadî" “O zaman kullarımın arasına gir” emri ise fizik vücuda verilmektedir. Allahû Tealâ buyurmaktadır ki, bir vücuttaki nefs, 7 kademede tezkiye olursa, ruh her nefs kademesinin terbiye olmasında bir gök katı yükselerek, 7 nci kademe olan tezkiyenin tamamlanmasıyla, Allah'a ulaşırsa, Allah fizik vücudu bu 2 işlemden sonra kulluğuna kabul buyurmaktadır.

Bu durumda,

  1. Nefsin tezkiye olması (yemin)
  2. Ruhun Allah'a ulaşması (misak)
  3. Fizik vücudun Allah’a kul olması (ahd)

Bu kişi Allah'a verdiği 3 yemini de yerine getirmiştir. Yani “Allah ile Ahd”ini ifa etmiştir. Allahû Tealâ, kim yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse onun cennete girmesini sağlamaktadır. Kim Allah'a verdiği bu 3 yemini yerine getirirse o kişi velî olur, evliyadan olur yani Allah’ın dostu olur. Aynı zamanda bu kişi “Evvab Takva Sahibi “ olur yani ruhunu ölmeden evvel “meab” olan, sığınak olan Allah’a ulaştıran kişi olur. “Evvab Takva Sahibi” olan ve “evvab” olan kişileri Allah vaad ettiği 3.kat cennetine buyur etmektedir.

Evvab ve meab kelimeleri aynı kökten gelmektedir. Meab, sığınak, melce, sığınılacak yer anlamına gelmektedir. Evvab ise bu sığınağa sığınan demektir. 

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. 

Allah’a ulaşan kişi için Allah’ın bir sığınak (meab) olduğu bildirilmektedir. Kısaca Allah'a ulaşan “Evvab”tır.

Hafîz olmak, başının üzerinde bir muhafız taşımaktır. Sadece Allah’ın hidayetçisine ulaşan ve tövbe eden kişinin başının üzerine, Allah’ın emri ile devrin imamının ruhu yerleşir.

Kim Allah'a ulaşmak üzere, dolayısıyla 3 yeminini yerine getirmek üzere, Allah’ın kendisi için tayin ettiği hidâyetçisine ulaşır da, önünde tövbe ederse o hafîz olduğu için cennete girecektir. Önünde tövbe ettiği hidâyetçi kimi Allah'a ulaştırırsa o da "Evvab" olarak cennete girecektir. "Evvab" olan kişi, sadece Allah'a ulaşmakla kalmaz 3 yeminini de yerine getirir. Bu kişinin nefsi 7 kademede tezkiye olmuştur ve birinci yemin yerine gelmiştir. Ruhu Allah'a ulaşmış ve ikinci yemin (misak) yerine gelmiştir. Fizik vücudu Allah’ın indinde kulluğa kabul buyrulmuş ve üçüncü yemin de (ahd) yerine gelmiştir.

İnsan îmânı artan mü’min olduktan sonra insanın ruhu 7 kademede gök katlarını aşarak Allah’a ulaşır. Bu vetireye “Hidayet” denir. Ve misakini yerine getirmiş olur. Ruh 7 kademede Allah’a ulaşırken nefs de 7 kademede tezkiye olacak ve yeminini yerine getirmiş olacaktır. Ruh 7 gök katını aşarken ve nefs 7 aşamada tezkiye olurken fizik vücut Allah’a kul olur. 

22.3.3.1. 7 NEFS KADEMESİ – 7 GÖK KATI VE HİDAYET

Allahû Tealâ üzerimizdeki gök kubbenin bittiği yerden itibaren, 7 gök katı daha yaratmış.

78/NEBE-12: Ve beneynâ fevkakum seb'an şidâdâ(şidâden).
Ve sizin üstünüzde sağlam (kuvvetli) yedi kat bina ettik. 

Ve bu 7 gök katını yaratarak, Allah’a ulaştıran bir yol ihsan etmiş.

23/MU'MİNÛN-17: Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz. 

Bu yolun adı Sıratı Mustakîm’dir. Bu yol insan ruhlarını Allah’a ulaştırır. 

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır). 

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 

Bu iki âyet-i kerimede de görülüyorki Sıratı Mustakîm Allah’a ulaştıran yoldur. 

Ve Allah yolun sonudur. 

53/NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir. 

Nefs açısından olaya baktığımız zaman nefsin temizlenmesi, tezkiye olması konusundaki gerçek şudur;

  1. Hiç kimse kendi nefsini kendi tezkiye edemez.
  2. Allah nefsleri tezkiye eder.
  3. Allah nefsleri, rahmetini o kişiye (O kişinin kalbine) ulaştırarak tezkiye eder.

53/NECM-32: Ellezîne yectenibûne kebâirel ismi vel fevâhışe illâl lemem(lememe), inne rabbeke vâsiul magfireh(magfireti), huve a'lemu bikum iz enşeekum minel ardı ve iz entum e cinnetun fî butûni ummehâtikum, fe lâ tuzekkû enfusekum, huve a'lemu bi menittekâ.
Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Muhakkak ki Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefslerinizi temize çıkarmayın (nefslerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin). O (Allah), kimin takva sahibi olduğunu daha iyi bilendir. 

24/NÛR-21: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah'ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir). 

4/NİSÂ-49: E lem tera ilâllezîne yuzekkûne enfusehum. Belillâhu yuzekkî men yeşâu ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
Kendi nefslerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil). Ancak Allah, dilediği kişinin nefsini tezkiye eder. Ve onlar, hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar (bile) zulüm olunmazlar. 

Allah dilediği kişinin nefsini 7 kademede tezkiye eder. Mürşidine ulaştığı gün ruhu zemin kattaki dergâha ulaşan kişinin ruhu bundan sonra 7 gök katını aşarak Allah’ın Zat’ına ulaşacak, böylelikle hidayete ulaşacaktır. 

22.3.3.1.1. BİRİNCİ GÖK KATI – 15. BASAMAK; NEFS-İ EMMARE KADEMESİ



Birinci gök katına zemin kattan çıkan ruhlar, burada bulunan avluda secdeye varırlar. 7. kata çıkan ruhlar ise bu katta durmadan yükselmeye devam ederler ve ikinci kata ulaşırlar. Ruh açısından durum böyleyken, nefs bu kademede emmareyi yaşar. Emmare nefs kademesindeki kişi nefsinin bütün isteklerine boyun eğen, nefsine esir olmuş kişidir. Allah’ın verdiklerini yeterli görmez. Hep elde edemediklerinin peşinde koşar. Elde ettikleri onu mutlu etmez. Çünkü o sırada kendisinde olmayan başka birşeyin peşine düşmüştür. Tatminsiz, doyumsuz ve mutsuz bir hayatı vardır. İşte mü’min olan kişinin başlangıçtaki durumu budur. Nefs-i emmare’yi yaşamaktadır.

25/FURKÂN-43: E raeyte menittehaze ilâhehu hevâh(hevâhu), e fe ente tekûnu aleyhi vekîlâ(vekîlen).
Hevasını ilâh edinen kişiyi gördün mü? Yoksa sen mi ona vekil olacaksın? 

İşte bu yüzden Yusuf Peygamber nefsinden kendi kendine kurtulamayacağını, bunun mümkün olamayacağını söylemektedir.

12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir). 

Allah’ın 19 afetle donattığı nefsten insanın kendi başına kurtulması mümkün değildir. İnsan nefsine esir olur ve onun emirlerine itaat eder. 

Nefs-i emmare demek, insanın nefsinden emir alması demektir. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim'de namaz kılmayı, oruç tutmayı, zikir yapmayı, nefsini tezkiye etmeyi, ruhunu Allah'a ulaştırmayı ve fizik vücudun Allah’ın kulları arasına kabul edilmesini sağlamayı emrediyor. Kişi, bunlardan hiçbirini yapmıyor. Bir de Allah’ın yasak ettiği fiiller var. Kumar oynamayın, içki içmeyin, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesmeyin, şeytana tâbî olmayın diyor. Kişi bunları yapmakta sakınca görmüyor. Öyleyse böyle bir kişi, Allah’tan emir alan kişi olamaz. Allah’ın emirlerini hiçe sayan, nefsinin emrinde olan bir insandır. 

Ama bu kişi artık Allah’a ulaşmayı dilemiş mü’min olmuştur. Ve zikre başlamıştır. Yaptığı zikirlerle kalp % 7 oranında aydınlanmıştır. Daha önceden (11. kademede yaptığı zikirle rahmetin kalbe sızması ve % 2 aydınlık, huşû oluşması) de %2 aydınlanma olmuştu. Toplam % 9 bir aydınlanma olur. Bu kademede insan Allah’ın bire yüz ihsanını alır. Ve derecelerini nakısa düşürmez. 

22.3.3.1.2. İKİNCİ GÖK KATI – 16. BASAMAK; NEFS-İ LEVVAME KADEMESİ



Birinci gök katından saflar halinde yükselen ruhlar ikinci gök katına çıkınca, kapısı olmayan bir holün başında içeri girmek için sırayla beklerler. Bekledikleri yerin sağ tarafında yere kadar cam olan duvardan arka taraftaki büyük salonu görebilirler. Sırası gelen ruhlar (önce sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi ve hanım sultan) içeri girince orada bulunan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ve zamanın imamının elini öperler. Bu kata ilk defa çıkan ruh holün ilerisinde solda bulunan ameliyathaneye alınır. Burada Cebrail AS. görevlidir. Burada ruhların zulmet derileri çıkarılması suretiyle ruhlar, bu salonun karşısında suvarılma havuzlarının bulunduğu salona ve suvarılma havuzlarına girme ehliyetini kazanırlar. Suvarılma havuzlarının bulunduğu büyük salondaki secdeye varılan bölümde en sağda sağ kanat velîsi, erkeklerin ve hanımların bittiği yerde sol kanat velîsi ve suvarılma havuzlarının üzerinde hanım sultan yerlerini alırlar. Sağ kanat velîsiyle sol kanat velîsinin arasındaki boşlukta önce erkek ruhlar, sonra hanım ruhlar yerlerini alırlar. Ve böylece secdeye varırlar. Secde işlemi bitince arka taraftaki suvarılma havuzlarına sırasıyla uçarak gelirler. Önce sağ kanat velîsi en sağdaki suvarılma havuzunun üzerine gelir ve bekler. Sol kanat velîsi erkeklerin bittiği yerdeki suvarılma havuzunun üzerine geçer. Hanım sultan zaten daha önceden suvarılma havuzlarının en solundaki yerini almıştı. Diğer ruhlar sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi ve hanım sultan yerlerini aldıktan sonra birer, birer uçarak suvarılma havuzlarına gelirler. İlk gelen ruha sağ kanat velîsi üzerinde bulunduğu suvarılma havuzuna girmesine müsaade etmek için sol taraftaki suvarılma havuzunun üzerine geçer. Gelen ruh havuzun içine girince, sağ kanat velîsi tekrar sağa çekilir. Sol kanat velîsi ve hanım sultan da başlangıçta aynı işlemi üzerinde bulunduğu havuzun sahibi olan ruh için yaparlar. Böylece ruhlar suvarılma havuzlarının içine girerler. Bu havuzlar 2 metre yüksekliğinde şeffaf turuncu renktedir. Sağ kanat velîsi sağdan başlayarak sola doğru, sol kanat velîsi soldan başlayarak sağa doğru, hanım sultan da en soldan başlayarak sağa doğru ruhların başlarını bu sıvının içine tamamen girmesini sağlayacak şekilde bastırırlar. Ruhların nefes almaya ihtiyaçları olmadığı için bu suyun içindeki yaşamlarına devam ederler. Atlastan olan cüppe ve mintan yaka gömlekleriyle, hanımlar ise bej-beyaz uzun elbiseleri ve baş örtüleriyle bu havuzlarda suvarılırlar.

7. kata çıkabilen ruhlar ise bu katta bu salonun sağ tarafındaki başka bir salonda tek sıra halinde secde ederek, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i ve devrin halifesini beklerler. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve devrin halifesinin diğer salondaki el öptürme merasimi bitince bu salona geçer. Bu insan ruhlarının en sağ ve en sol tarafında yerlerini alarak onlarda secdeye varırlar. Daha sonra bütün ruhlar Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ve halifenin elini öperek saf halinde üçünçü kata yükselirler. Bu sırada insanın nefs-i levvame’yi yaşar. İnsan, nefsinin doyumsuzluğunu, nefsinin arzularını kınamaya başlamıştır. Artık nefsini tanımaya başlamış ve ona esir olduğunun farkına varmıştır. 

75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim. 

İnsanın zikrinin biraz daha artması sebebiyle kalpteki nurlanma % 7 daha artmıştır. Kalbin % 16’lık bir bölümü aydınlanmıştır. Bu kademede Allahû Tealâ insana bire ikiyüz ihsan verir.

22.3.3.1.3. ÜÇÜNCÜ GÖK KATI – 17. BASAMAK; NEFS-İ MÜLHİME KADEMESİ



Artık ruh üçüncü kata çıkma yetkisine sahip olmuştur. Bu katın özelliği üçüncü katla dördüncü katı birleştiren mihenk menfezinin başlangıcının burada olmasıdır. Mihenk menfezi bir kişinin geçmesine elverişli genişlikte (80cm – 90cm) sonsuz uzunlukta bir silindirdir. Dördüncü kata bu menfezin içinde yapılacak yolculukla varılır. Kıdem sırasına göre, daha kıdemli olan yukarıda olacak şekilde birinin ayakları diğerinin başının üzerinde gelerek yükselinir. Burada da sıralamada sağ kanat velîsi önde, sol kanat velîsi onun arkasında, hanım sultan da onun arkasında sırayla önden uçarlar. Onların arkasından diğer ruhlar kıdemlerine göre onları takip ederler. Yedinci kata çıkabilenler önceden üçüncü kata çıkıp burada secde ettikten sonra mihenk menfezinden geçerek dördüncü kata yükselirler. Onlardan sonra diğer ruhlar sağ ve sol kanat velîsi eşliğinde gelerek, onlar da önce secde ederler ve sonra mihenk menfezinden geçerler.

Ruhun sulûkunun devam ettiği bu sırada, nefs ilham almaya başlar. Hem Allah’tan hem de şeytandan. Artık ona telkinde bulunan iki çeşit ses vardır. Kişi bu aldığı ilhamları birbirinden ayırmaya çalışır. Bu dönem onun için yeni bir dönemdir. Tercihlerini Allah’tan aldığı ilhamlara göre yapmak için yeni bir Mucâdelenin içine girmiştir. Allah’ı daha çok zikreder. Zikri % 7 daha artar. Kalbindeki aydınlık %21 + %2 = % 23 olur. Allah’ın ihsanları bire üçyüz katı bulmuştur. Müridin Allah’tan ilham almağa başladığı devredir. Bu kademeye varan her mürid, Allah’tan mutlaka ilham alır. Ama her mürid de bu ilhamı anlama yeteneği farklıdır. Bunun sebebi Allah’ın emirlerine riâyette şartlarının farklı şekilde yerine getirilmesidir. Diğer taraftan şeytan da ilham almaya başlayan salike (sulûkta olan, Allah’a doğru yolculuğa çıkıp yükselen) onu idlâle düşürecek ilhamlar vermeye başlar işte MÜRŞİD bu noktada müridine yardımcı olur ve onun şeytandan aldığı ilhamları ayıklar. Allah’tan gelenlere uymasını, şeytandan gelenlere itaat etmemesini emreder. Bu devreye “Mülhime” denir. 

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti. 

Takva Allah’ın ilhamıdır. Füccur ise şeytanın ilhamıdır. Allah’ın ilhamı takvanın gereği olarak amilüssalihat olarak verilir veya nehyi anil münker olarak verilir. Füccur ise bunun tamamen tersidir. Takva neleri gerektiriyorsa füccur da tam tersini gerektirir. Allahû Tealâ bir namazın vakti girdi mi ilham ile bizi namaza davet eder. Şeytan ise o namazı kılmamamız için herşeyi yapar. Böylece gördüğümüz odur ki, Allah’ın güzel davetine karşılık iblis, hep bizi Allah’ın güzelliklerinden ayırmak ister. Şeytanın insanın nefsine verdiği ilhamı, ifa ettirmemek için müridler gerekeni yaparlar. İşte Allah’ın emirleri dinlenirse, onların gerekleri yerine getirilirse, kişi bu mülhime kademesini de başarı ile aşar.

22.3.3.1.4. DÖRDÜNCÜ GÖK KATI – 18. BASAMAK; NEFS-İ MUTMAİNNE KADEMESİ



Dördüncü gök katı Beytül Makdes’in (Mescid-i Aksa’nın) aslının bulunduğu gök katıdır. Önce Mescid-i Aksa’nın avlusunda secde edilir daha sonra Mescid-i Aksa’nın içine girilerek tekrar secdeye varılır. Buradan beşinci gök katına Mescid-i Aksa’nın kubbesinden saflar halinde yükselerek çıkılır. Kalpteki nurlar % 7 daha artarak kalbin aydınlığı % 30’u bulur. Burası nefsin tatmin olduğu, doyduğu devredir. Bu devrede salik, Rabbinin kendisi için uygun gördüğü” herşey ile tatmin olmuştur. Hırs adı verilen nefsin afeti durulmuştur. Eskiden neye sahip olursa olsun gözü doymazken, hep daha fazlasını isterken, nefs artık daha fazlasını istememektedir. Tevekküle ulaşmıştır. Elde ettiklerini yeterli bulmaktadır. Meşru veya gayri meşru ayırımı yapmadan mutlaka tatmine ulaşmak istediği hırslı devreleri nefs artık geride bırakmıştır. Ölçülü ve kontrollüdür yani mutmain olmuştur. 

13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah'ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah'ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi? 

Yani hırsını yener. Birçok konularda hırsın hakîmiyeti sona ermiştir. Ruh hakîm olmuştur. Burada bütünüyle sona eren, sadece nefsteki 19 afetten birisi hırstır. Hırs artık o vücud ülkesinde hüküm ferma değildir ki kişi mutmain olmuştur.

64/TEGÂBUN-16: Fettekûllâhe mesteta’tum vesmeû ve etîû ve enfikû hayren li enfusikum, ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Artık Allah'a karşı gücünüzün yettiği kadar (en üst seviyede) takva sahibi olun. Dinleyin ve itaat edin! Ve kendiniz için hayır olarak infâk edin (verin). Ve kim nefsinin cimriliğinden kendini korursa (sakındırırsa), o taktirde işte onlar; onlar felaha (kurtuluşa) erenlerdir. 

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 

“Ey Mutmain olan nefs!” diye Allah daha evvellki üç kademeyi aşabilmiş mutmainneye ulaşmış mutmain olmayı da tamamlamış, doymuş hale gelmiş bir nefse sesleniyor ve sonraki iki kademeden bahsediyor. Madem ki, mutmain oldun artık, Allahû Tealâ'dan razı ol. Kişi zaten mutmain olmuşsa şunu fark etmiştir ki, Allah’ın kendisi için tayin ettiği ücret, iş, eş, çocuklar, arkadaşlar, iş çevresi ve diğer çevresi bütün bunlar Allah’ın uygun gördüğü en optimal kişilerdir. En uygun sistemlerdir. O zaman burdaki optimalliğin, en uygun oluşun, farkına varacaktır. Kişi farkına varırsa, Allahû Tealâ'dan razı olmamak için bütün sebepler ortadan kalkıyor.

22.3.3.1.5. BEŞİNCİ GÖK KATI – 19. BASAMAK; NEFS-İ RADİYE KADEMESİ



Mescid-i Haram’ın aslı bu kattadır. Yine bu kata da önce yedinci kata çıkanlar yükselirler, secde ederek altıncı kata çıkarlar. Burada ruh hacı olur. Bu manevî hacdır, Hacc-ül Ekber denir. Hem avluda hem de uçarak girdikleri Mecid-i Haram’ın içinde saflar oluştururlar ve secde ederler. Fecr suresi 28. âyet-i kerime kişinin bu noktada Allah’tan razı olduğunu aynı zamanda Allah’ın da rızasını kazandığını söylüyor.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

Aynı âyet-i kerimeyi Allah’ın da rızasını kazandığımız altıncı nefs kademesinde kullanacağız.

Nefs-i Radiye; Nefsin doymuş olması, onu RIZA makamına ulaştırır. Bu devrede nefs, iyi ve kötüyü, hayrı ve şerri, hasenatı ve seyyiâtı ayırt etmektedir. Bunlardan hangisi başına gelirse gelsin, olay iyi ve kötü, zararlı ve faydalı diye ayırabildiği halde, başına geleni tevekkülle kabul eder. Rabbinin o olayın başına gelmesinde oynadığı rolü iyi değerlendirir. Gerçekten her olay ya Allah öyle olmasını istediği ve takdir ettiği için veya öyle olmasına müsaade ettiği için, belli bir tarzda cereyan eder. 3. alternatif yoktur. Allah dileseydi olayı değiştirir başka bir tarzda başımıza gelmesini sağlardı. Ama öyle takdir etmiş veya müdahale etmemiş ve olay o tarzda oluşmuştur. Bir olayın, Allah’ın iradesiyle vücuda gelmesi KADER, insanın iradesiyle oluşması ise KAZA'dır. Neticede ister kaza ister kader olsun her olayda en azından Allah’ın müsaadesi vardır. Allah haberdardır.

İşte RIZA makamındaki kul, her hadisenin en azından Allah’ın müsaade etmesi ile gerçekleştiğini bilir ve kendi seviyesindeki ölçülere göre olay kötü de olsa nefsinin itirazını bastırarak razı olur. Burada, hem olayın kötü veya zararlı oluşu kanaatine varılıyor hem de tevekkül edilerek razı olunuyor. İtiraz ve isyan yoktur. Bu sebeple bu makama RIZA makamı , RAZİYE denir.

Allah’tan razı olmuş kişiye Allahû Tealâ bire beşyüz ihsan veriyor. Zikir sebebiyle kalpte % 7 daha aydınlanma artarak, kalp % 37 oranında aydınlığa kavuşuyor. 

22.3.3.1.6. ALTINCI GÖK KATI – 20. BASAMAK; NEFS-İ MARDİYYE KADEMESİ



Bu gök katında ruhlar yeni işlemlerden geçerler. Bu kattaki salona giriş çok özel bir kapıdan yapılır. Bu kapı kapıdan geçen kimsenin şeklini alır. Dışarıdan bakıldığı zaman içeriden dışarıya hafif bir aydınlık sızar. İçerisi oldukça büyük bir salondur. Salonun ortasında, yerden 3-4 metre yükseklikte buz kalıbına benzer bir nur vardır. Bu nur, çok açık yeşil renktedir. Bu nurun sağ tarafında sağ kanat velîsinin bulunduğu kontrol merkezi, sol tarafında sol kanat velîsinin bulunduğu kontrol merkezi vardır. İçeriye giren bütün ruhlar bu buz kalıbını andıran nurun önünde sıralanırlar. Nurun etkisiyle bütün ruhların derileri çatlar. Kurumuş toprağa benzer bir hal alır. Daha sonra Allah’ın bu konuda görevli melekleri gelerek ruhların derilerini tekrar eski haline gelmelerini sağlayan bir cihazla onların başlarından tedavi eder. Çatlaklar giderilir. Bir gün ruhlardan bir tanesinin derileri çatlamaz. Bu ruhun derisi orada bulunan nurun çok açık yeşil-beyaz rengini alır. Allah’ın boyasıyla boyanır. Buna sıbgatullah denir. 

2/BAKARA-138: Sıbgatallâh(sıbgatallâhi) ve men ahsenu minallâhi sıbgaten, ve nahnu lehu âbidûn(âbidûne).
Allah'ın boyası; Allah'ın boyası ile boyanandan daha ahsen (daha güzel) olan kim vardır? Ve biz, O'na kul olanlarız. 

İşte Allah’ın boyasıyla boyanmış bu ruh aynı katın bir başka yerinde boşlukta kürsüsü bulunan Cebrail AS.ın yanına uçar. Önce kıyafetleri değiştirilir. Kafkas kıyafetine benzer bir kıyafet giydirilir. Cebrail AS. Feth’e hazır olan bu ruhun sağ eline fetih kılıcını verir. Fetih kılıcını sağ eline alarak havaya kaldıran ruh yedinci kata süratle yükselir. Kıyafetler, kılıç ilk defa fethe giden ruh için geçerlidir. 6. nefs kademesi ise Allah’ın rızasının da kazanıldığı kademedir. 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

Madem ki Allahû Tealâ herşeyin en uygununu bize ihsan etmiştir. O zaman biz herşey için Allâhû Tealâ'dan razı oluruz. O kişi bilecektir ki, Allah’tan razı olduğu anda Allah da ondan razı olmuştur. Her ne kadar Tezkiye kademelerinde Allahû Tealâ “Ey kulum Biz senden razı olduk, sen de Biz'den razı oldun mu?” diye sual sorarsa da bu sadece kulunu onore etmek içindir. Allahû Tealâ kendisi razı olmuştur ve kulunun da ondan razı olduğunu bilmektedir. Ama yine de ona onur vermek için böyle bir suali sorabilir. Şimdi bilinmelidir ki, Allah’tan razı olmayan bir kişiye bu sual sorulmaz.

22.3.3.1.7. YEDİNCİ GÖK KATI – 21. BASAMAK; NEFS-İ TEZKİYE KADEMESİ



Fetih kılıcıyla tek başına altıncı katın tavanından yedinci kata yükselen ruh Levh-i Mahfuza ulaşır. Burada yedi basamaklı beyaz mermer bir merdiven vardır. Ve yedi basamaktan sonra da bir sahanlığa ulaşır. Kişi uçarak oraya gelir. Bir metre kadar yükseklikteki trabzanlardan birinden diğerine yedi tane halkası olan bir altın zincir ulaşır. Sahanlığın genişliği bir buçuk metre veya biraz fazladır. Herbir zincirin halkası yaklaşık 40cm-50cm arasındadır. Ruh elindeki kılıçla bu altın zincire bir defa vurur. Zincir ikiye ayrılır. Aynı zamanda arkada bulunan tek kanatlı üzerinde baklava dilimleri bulunan altın kapı açılır. Bu kapı zamanın imamının bulunduğu dergâhtaki kapının aynısıdır. 

İşte zamanın imamının bulunduğu ana dergâhtaki kapıyla yedinci kattaki Levh-i Mahfuza açılan altın kapı birbirinin aynısıdır. Ruh uçarak bu kapıdan içeri girer, bu olay FETİH adını alır. Kişi Fethin sahibidir. Ve bundan sonra 7. katın 7 âlemini geçer. Bu kademedeki nefs tezkiyesini tamamlamıştır. Ve kişi felâha ermiş ahiret (cennet) saadetinin sahibi olmuştur. Demek ki tezkiye olmak, Allah'a varmak, dönmek için bir vasıtadır. Kimse bu dünya hayatını yaşarken tezkiye olmadan, nefsini tezkiye etmeden Allah'a vasıl olamaz, dönemez, ulaşamaz. Onun için Allahû Tealâ tezkiyeyi kurtuluş anlamında kullanmaktadır.

91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir. 

İnsan bu yedi kademede nefsini tezkiye ederse ruhu için de, ayrı bir olay cereyan eder, “vuslat”. Aynı anda fizik vücudumuz da Fecr Suresinin 29. âyet-i kerimesi gereğince Allah’ın kulları arasına girmeye hak kazanır.

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir. 

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir. 

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır). 

Ruh Allah’a vasıl olunca, nefs tezkiye olur, fizik vücut Allah’a evvab kul olur ve insan ahirette cennete sahip olur. Bu son nefs kademesinde insan % 7 daha zikrini arttırarak kalbinin aydınlanma oranını karanlıklardan daha çok arttırmıştır. % 51 aydınlıkla ruhunun hasletleri, nefsinin afetlerine baskın çıkmıştır. Kişi dünya saadetinin de yarısından fazlasını kazanmıştır.Allahû Tealâ’nın bire yediyüz ihsanının sahibidir. Artık Hakk’a ruhu ulaşmış olması sebebiyle Hakk’ı tavsiye eden kişi olmuştur. Vel Asr suresindeki hüsrandan kurtulanların ikinci kademesindeki kişidir. 

103/ASR-3: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).
Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah'a ruhu ulaşıp Hakk'ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç. 

Gösterim: 400