3/ÂLİ İMRÂN-191

Bismillâhirrahmânirrahîm

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

1.

ellezîne

: onlar

2.

yezkurûne allâhe

: Allah'ı zikrederler

3.

kıyâmen

: ayakta iken

4.

ve kuûden

: ve oturur iken

5.

ve alâ cunûbi-him

: ve yanları üzere iken, yatarken

6.

ve yetefekkerûne

: ve tefekkür ederler, düşünürler

7.

fî halkı es semâvâti

: göklerin yaratılışı hakkında

8.

ve el ardı

: ve arz, yeryüzü, yerler, yer

9.

rabbe-nâ

: Rabbimiz

10.

mâ halakte hâzâ

: Sen bunu yaratmadın

11.

bâtılân

: batıl olarak, faydasız, boşuna

12.

subhâne-ke

: Sen Subhan'sın (Seni tesbih ve tenzih ederiz)

13.

fe kı-nâ

: o zaman, artık bizi koru

14.

azâbe en nârı

: ateşin azabı

AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm

Burada Allahû Tealâ'nın söylediği şey, ulûl'elbab'ın standartlarıdır. "Ulûl", "sahipleri"; "elbab", lübbler demektir. Lübb, Allah'ın sırlarıdır. Beş duyumuzla ulaşamadığımız, beş duyumuzun ötesinde bir dizaynı ifade ediyor Allahû Tealâ. Kalp gözümüz, kalp kulağımız açılırsa, o zaman ulûl'elbab oluruz. Kaldı ki bu, ulûl'elbab olmak için yetmez; çünkü daimî zikirden evvel de Allahû Tealâ kalp gözünüzü, kalp kulağınızı açabilir. Ama açarsa ulûl'elbab olmazsınız; sadece ilim ehli olmaktan çıkar, irfan ehli olursunuz, urf'a geçersiniz. İlm'el yakîniniz devam eder ama irfan ehli olursunuz. Ama İlm'el yakînden Ayn'el yakîne geçemezsiniz. Daimî zikre ulaşamazsanız geçemezsiniz.

Buradaki ulûl'elbab, daimî zikrin, Ayn'el yakînin sahipleridir, hikmet ehlidir. Durumları 4 tane temel baza dayalıdır:

  1. Daimî zikrin sahipleri
  2. Daimî zikir sebebiyle nefslerinin kalbindeki tüm afetler yok olmuş
  3. Kalp gözleri mutlak olarak açık
  4. Kalp kulakları mutlak olarak açık

Allah'ın kendilerine gösterdiği herşeyi görüyorlar. Allah'ın kendilerine söylediği herşeyi işitiyorlar. Allah'la devamlı konuşuyorlar. Allah ile devamlı bir temas içindeler. Konuşarak, Allah'ın gösterdiklerini görerek, Allahû Tealâ'dan cevap alarak. 4 tane temel şart, vasıf şartı ulûl'elbab'ın temel vasıflarıdır. Bu 4 temel baz, o kişiye 3 tane sonuç şartı oluşturur: Ulûl'elbab; hayrın sahibidir, hükmün sahibidir, tezekkür sahibidir. İşte bu 7 tane şartın hepsini biraraya getirirseniz, hikmet sahibi birini tarif etmiş olursunuz. Bütün ulûl'elbab, hikmet sahipleridir.

Hayrın sahibi olmak ne demektir? Bu kişinin nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olduğu için nefsi, tıpkı ruhu hüviyetine girmiştir. Bütün afetler nefsin kalbini terketmiştir. Yerlerini ruhun hasletlerine bırakmışlardır ve böylece ruhun hasletleri o kişinin nefsinin kalbini tamamen işgal etmiştir. Böyle bir dizaynda Allahû Tealâ'nın bir muradı var. Bu muradı, ait olduğu yere oturtmak mecburiyetindeyiz: Kişiyi, mutluluğun en yüksek noktasına, şahikasına çıkarmak istiyor ve ona bu mutluluğun bütün vasıtalarını veriyor. Nefsinin kalbinde hiç afet kalmayınca nefsin kalbi, ruhun kalbiyle eşit hale gelir. Sadece hasletlerden oluşur. Böylece her ikisi de Allah'ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir hüviyete kavuşur. Bu noktadan itibaren de Allah'ın bütün emirleri yerine gelir, yasak ettiği hiçbir fiil işlenmez.

Öyleyse kişi, yaptığı fiillerde ya Allah'ın bir emrini yerine getirecektir, mutlaka derecat kazanacaktır ya da yasak ettiği bir fiili işlemeyecektir, gene mutlaka derecat kazanacaktır. Her halükârda mutlaka derecat kazanan bir hüviyetin sahibi olacaktır. İşte bu, hayrın sahibi olmak demektir. Hayır, bize derecat kazandıran bütün olaylardır. Şerr, bize derecat kaybettiren bütün olaylardır. Kişi hikmetin yanında hükmün de sahibidir. O kişi Allahû Tealâ'nın bir âyetini gördüğü zaman Kur'ân-ı Kerim'de, bu âyetin 28 basamağın hangisine ait olduğunu bir bakışta görür. O âyetle illiyyet rabıtası halinde olan diğer âyetlerden de haberdardır. Aralarındaki illiyyet rabıtasını derhal keşfeder. İşte bu kişi bu sebeple hüküm sahibidir ve âyetler hakkında köklü bir bilgisi vardır. Ve bu bilgi, bütün âyetlerin birbiriyle olan illiyet rab?tas?n?n hepsini onun dizaynı içerisinde, onun sahip olduğu bir yetenekle Allahû Tealâ'nın ona öğretmesidir. Allah'ın ona verdiği bir yetenek ve devamlı Allah'ın göstermesi, Allah'ın yardımı, o kişide tecelli eder. Ulûl'elbab, aynı zamanda ehl-i tezekkürdür. Allah ile dilediği zaman da konuşur. Allahû Tealâ cevap lütfederse, derhal cevabını verir. İşte onlar, Enbiya Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ'nın söylediği: "Eğer bilmiyorsanız, ehl-i zikre sorun." sualinin muhataplarıdır, Allah'tan sormak imkânının sahibi oldukları için:

21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Ulûl'elbab; ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken hep Allah'ı zikrederlermiş, hem de göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederlermiş. Günde 7 vakit Allah'ı bu standartlarda kendi irademizle tespih ederiz. Sünnetullahın daimî zikre ulaşmış ve Allah'a köle olmuş bir kişide zikri onun yeteneğinin dışına çıkarması, onun kontrolünden alması, Kendi kontrolünde kişiyi daimî zikrin sahibi yapması halidir. Zikrin tespihe dönüşmesidir.

3/ÂLİ İMRÂN-191

Bismillâhirrahmânirrahîm

İmam İskender Ali Mihr

:

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

Diyanet İşleri

:

Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.

Abdulbaki Gölpınarlı

:

Onlar, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken anarlar ve göklerle yeryüzünün yaratılışını düşünürler de Rabbimiz derler, bunları boş yere yaratmadın, noksan sıfatlardan arısın sen, koru bizi ateşin azâbından.

Adem Uğur

:

Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!

Ali Bulaç

:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."

Ali Fikri Yavuz

:

Sağ duyulular o kimselerdir ki, ayakta iken, otururken ve yatarken (dâima) Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında Allah’ın varlığını isbat için iyice düşünürler ve şöyle derler: “-Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın. Sen batıl şey yaratmaktan münezzehsin (berîsin). Artık bizi cehennem ateşinden koru.

Bekir Sadak

:

Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'i anarlar; goklerin ve yerin yaratilisini dusunurler: «Rabbimiz! Sen bunu bosuna yaratmadin, Sen munezzehsin. Bizi atesin azabindan koru» , derler.

Celal Yıldırım

:

O akıl sahipleri ki, ayakta, otururken ve yatarken Allah'ı anarlar ; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında (iyice) düşünüp, «Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın ; seni (boş ve gereksiz şey yaratmaktan) tenzîh ederiz. Bizi (Cehennem) ateşinin azabından koru,» (derler).

Diyanet İşleri (eski)

:

Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: 'Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru'

Diyanet Vakfi

:

Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!

Edip Yüksel

:

Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken ALLAH'ı anarlar. Göklerin ve yerin yapısı ve yaratılışı hakkında düşünürler: 'Rabbimiz, sen bunları boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru.

Elmalılı Hamdi Yazır

:

Onlar ki gerek kıyâm-u kuudde ve gerek yanları üzerinde hep Allahı zikrederler ve göklerin, yerin yaradılışında fikr ederler: ya Rabbena, derler: bunu sen boşuna yaratmadın sübhansın, o halde bizleri o ateş azabından koru!

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

:

Onlar ki, gerek ayakta, gerek otururken ve gerekse yanları üzerinde yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünenler «Ey Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın, seni bütün eksiklerden tenzih ederiz; o halde bizi o ateş azabından koru.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

:

Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve «Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru.» derler.

Fizilal-il Kuran

:

Onlar ayakta, otururken ve yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yeryüzünün yaratılışı hakkında kafa yorarlar ve derler ki; «Ey Rabbimiz, sen bu evreni boşuna yaratmadın, sen (böyle bir anlamsızlıktan) münezzehsin, bizi Cehennem azabından koru!

Gültekin Onan

:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Tanrı'yı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler (yetefekkerune). (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."

Hasan Basri Çantay

:

Onlar (o salim akıl saahibleri öyle insanlardır ki) ayakda iken, otururken, yanları üstünde (yatar) iken (hep) Allahı hatırlayıp anarlar ve göklerin, yerin yaradılışı hakkında inceden inceye düşünürler. (İmâl-i fikr edenler ve şöyle derler:) «Ey Rabbimiz. Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen (bundan) pâk ve münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru».

İbni Kesir

:

Onlar ki; ayakta, oturarak ve yanları üstü yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Rabbımız; Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen pak ve münezzehsin. Bizi, o ateş azabından koru.

Muhammed Esed

:

Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah'ı anar, (ve) göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler: "Ey Rabbimiz! Sen bunları(n hiç birini) anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru!"

Ömer Nasuhi Bilmen

:

Onlar ki, ayakta iken de ve yanları üzerine yatarlarken de Allah Teâlâ'yı zikrederler ve göklerin ve yerin yaradılışı hakkında tefekkürde bulunurlar. İşte onlar şöylece tesbih ve niyazda bulunur dururlar: «Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin, artık bizleri ateş azabından koru...»

Şaban Piriş

:

O akıl sahipleri, ayakta da, otururken de, yanları üzere yatarken de Allah’ı düşünürler/anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünerek şöyle dua ederler: -Rabbimiz, bunları boşuna yaratmadın. Seni (eksiklikten ve boş şeyler yapmaktan) tenzih ederiz. Bizi ateşin azabından koru!

Suat Yıldırım

:

Onlar ki Allah’ı gâh ayakta divan durarak, gâh oturarak, gâh yanları üzere zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve derler ki: "Ey Yüce Rabbimiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın. Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz. Sen bizi o ateş azabından koru!"

Süleyman Ateş

:

Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allâh'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: "Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azâbından koru!"

Tefhim-ul Kuran

:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) «Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.»

Ümit Şimşek

:

Onlar ayaktayken de, otururken de, yatarken de Allah'ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler: 'Bunları boşuna yaratmadın, ey Rabbimiz! Seni bütün noksanlardan uzak tutarız. Sen de bizi ateş azabından koru.

Yaşar Nuri Öztürk

:

Aklı ve gönlü işletenler o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: "Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin. Ateş azabından koru bizi."

Gösterim: 1008