6/EN'ÂM-36

Bismillâhirrahmânirrahîm

إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).

(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem'î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah'a döndürülür.)


1. innemâ : ancak, sadece
2. yestecîbu : icabet eder
3. ellezîne : o kimseler ki, onlar, ...olanlar
4. yesmeûne : işitirler
5. ve el mevtâ : ve ölüler
6. yeb'asu-hum : onları diriltir
7. allâhu : Allah
8. summe : sonra
9. ileyhi : O'na
10. yurceûne : döndürülecekler, döndürülürler

AÇIKLAMA 

Bismillâhirrahmânirrahîm

Burada Allah'ın ölü olan insanları diriltmesi söz konusudur. Eğer canlılık açısından meseleye bakarsak; insanlar hayattadır, ölü değillerdir. Allah ile olan ilişkileri açısından bakarsak; ölü insanlardır. Gözlerinde gizli bir perde vardır: Hicab-ı mesture. Devrin Peygamberi'ne, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e bakarlar. O'nu Peygamber olarak görmezler. Alelâde bir insan olarak görürler. Bu bakımdan bakarlar ama gerçeği göremezler. Kulaklarında vakra vardır. Duyar ama mânâya varamaz, işitemezler. Kalplerinde ekinnet vardır. Duyduklarını ve gördüklerini idrak edemezler, mânâsına varamazlar.

Bütün insanların gözlerinde hicab-ı mesture, kulaklarında vakra, kalplerinde ekinnet vardır. Göremezler, mânâya varamazlar (işitemezler) ve idrak edemezler. Ve böylece bir sonuçla karşı karşıyayız: Allahû Tealâ bu insanlara "ölü" diyor.

Bakıyorlar, o kişinin manevi şahsiyetini farkedemiyorlar. Bakıyorlar ama göremiyorlar.

İrşada müteallik söylediklerini kulakları işitiyor, kulakları duyuyor ama zihin işitemiyor, mânâya varamıyor.

Kalbindeki ekinnet sebebiyle kalbi de kendisine mal edemiyor. Öyleyse bu insan, bakan ama görmeyen, duyan ama işitmeyen, kalbi mânâya açık ama oradaki ekinnet sebebiyle mânâyı idrak edemeyen bir özelliğin sahibidir. Bu yüzden Allahû Tealâ onlara "ölüler" diyor.

Ve Allah kulaklarındaki vakrayı, gözlerindeki hicab-ı mestureyi, kalplerindeki ekinneti aldığı noktadan itibaren insanlar bakarlar, aynı zamanda görürler. Kulakları duyar, zihinleri de işitir, mânâya varır ve idrak etmeye başlarlar. Görmeye başlamışlardır, duymaya başlamışlardır, idrak etmeye başlamışlardır. Bu insanlar artık dirilmişlerdir. Allahû Tealâ insanları böylece canlandırıyor. Dikkat edin, insanlar burada; Allah, kulaklarındaki vakrayı almadıkça, kalplerindeki ekinneti almadıkça, gözlerindeki hicab-ı mestureyi almadıkça Allahû Tealâ tarafından ölü ve kör, sağır, dilsiz olarak kabul ediliyor.

Daha ötede daimî zikre ulaşınca kişinin kalp gözünün açılması, kalp kulağının açılması ve kalbindeki idrak (fıkıh) hassasının fuade çevrilmesi söz konusu oluyor. Ve o kişi o noktada kalp gözüyle görmeye, kalp kulağıyla işitmeye ve gerçek anlamda kalbiyle idrak etmeye başlıyor. Öyleyse başlangıç seviyesinde kalp açısından Allahû Tealâ ekinneti alıp ihbatı koyuyor. Kişi idrak etmeye başlıyor. Ama bu idrakin, kalp gözü ve kalp kulağı açıldıktan sonraki adı artık "fuad"dır. O kişinin kalbinde artık fuad vardır. Kalp gözüne ve kalp kulağına dayalı üst seviyede bir idrak vardır. Bu nokta, fiziğin ötesini yaşamak için dirilme noktasıdır.

6/EN'ÂM-36

Bismillâhirrahmânirrahîm

İmam İskender Ali Mihr

:

(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem'î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah'a döndürülür.)

Diyanet İşleri

:

(Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na döndürülürler.

Abdulbaki Gölpınarlı

:

Senin dâvetine ancak seni dinleyenler icâbet eder. Ölüleriyse Allah diriltir de sonra gene dönüp onun tapısına varırlar.

Adem Uğur

:

Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler.

Ali Bulaç

:

Ancak dinleyenler icabet eder. Ölüleri (ise,) onları da Allah diriltir. Sonra O'na döndürülürler.

Ali Fikri Yavuz

:

Senin dâvetini, samimiyet ve can kulağı ile dinleyenler ancak kabul eder. Kalbleri ölü kâfirleri ise, Allah kıyamette diriltir. Sonra hepsi onun huzuruna döndürülür çıkarılırlar.

Bekir Sadak

:

Ancak kulak verenler daveti kabul ederler. Oluleri Allah diriltir, sonra O'na donerler.

Celal Yıldırım

:

(Hakk'a çağrıya) olumlu cevap verenler, ancak (seni gönülden) dinleyip kulak verenlerdir. Ölüleri ise, ancak Allah diriltir; sonra da hepsi O'na döndürülürler.

Diyanet İşleri (eski)

:

Ancak kulak verenler daveti kabul ederler. Ölüleri Allah diriltir, sonra O'na dönerler.

Diyanet Vakfi

:

Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler.

Edip Yüksel

:

Ancak dinleyenler yönelir. Ölüleri ALLAH diriltir, sonra da herşey O'na döndürülür.

Elmalılı Hamdi Yazır

:

Sâde işitmesi olanlar da'vete icabet eder, ölülere gelince onları Allah diriltir sonra hepsi onun huzuruna çıkarılırlar

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

:

Sade işitmesi olanlar davete icabet eder. Ölülere gelince, onları Allah diriltir, sonra hepsi O'nun huzuruna çıkarılırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

:

Daveti ancak dinleyenler kabul ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.

Fizilal-il Kuran

:

Ancak işitebilenler çağrıya karşılık verebilirler. Ölülere gelince onları Allah diriltebilir, sonra hepsi O'nun huzuruna çıkarılırlar.

Gültekin Onan

:

Ancak dinleyenler yönelir / icabet eder. Ölüleri (ise), onları da Tanrı diriltir. Sonra O'na döndürülürler.

Hasan Basri Çantay

:

Ancak seni (can kulağıyle) dinleyenlerdir ki (da' vetine) icabet eder. Ölüler (e gelince:) Onları da Allah diriltir. Sonra yine ancak Ona döndürülürler.

İbni Kesir

:

Ancak dnleyenler icabet ederler. Ölülere gelince; onları Allah diriltir. Sonra O'na döndürülürler.

Muhammed Esed

:

Unutma ki, yalnızca (bütün kalpleriyle) kulak verenler, bir çağrıya cevap verebilirler; (kalben) ölmüş olanlara gelince, (yalnız) Allah onları diriltebilir, sonra da hepsi Ona döneceklerdir.

Ömer Nasuhi Bilmen

:

Ancak o kimseler (dâvete) icabet ederler ki, işitir bulunurlar. Ölüleri de Allah Teâlâ diriltir, sonra O'na döndürülürler.

Şaban Piriş

:

Ancak, dinleyenler cevap verirler. Ölüler ise, Allah, onları diriltecek ve Ona döndürüleceklerdir.

Suat Yıldırım

:

Ancak kulak verenler bu dâveti kabul ederler. Ölüleri ise Allah diriltecek, sonra O’nun huzuruna çıkarılacaklardır.

Süleyman Ateş

:

Ancak işitenler (çağrıya) gelir, ölülere gelince Allâh onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.

Tefhim-ul Kuran

:

Ancak dinleyenler icabet eder. Ölüleri (ise,) onları da Allah diriltir. Sonra O'na döndürülürler.

Ümit Şimşek

:

Ancak kulak verenler senin çağrına uyar. Ölüleri ise Allah diriltir; sonra hepsi Onun huzuruna çıkarılırlar.

Yaşar Nuri Öztürk

:

Ancak gereğince dinleyenler çağrıya cevap verir. Ölülere gelince, Allah onları diriltecektir, sonra O'na döndürülecekler.

Abdullah Aydın

:

Senin davetini ancak seni can kulağıyla dinleyenler kabul eder. Ölüleri ise Allah kıyamette diriltir. Sonra hepsi O'na döndürülürler.

Ahmet Davudoğlu

:

Samimiyetle dinleyenler (yapacağın davete) icabet eder. Ölüler (e gelince), onları Allah diriltir, sonra hepsi O'nun (huzuruna) döndürülürler.

Ali Arslan

:

(Ey Muhammed davetine) ancak (seni can kulağıyla) dinleyenler icabet ederler.

Arif Pamuk

:

Daveti ancak (cankulağı ile) dinleyenler kabul ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.

Ayntabî Mehmet Efendi

:

Davetini kabul edenler, ancak seni dinleyenlerdir. Ölüleri de Allah Teâlâ diriltir. Sonra hepsi Allahü Azimü'ş-şan'a rücû eder. (Hayır ve şerr cezalarını bulurlar.)

Bahaeddin Sağlam

:

Gerçekten işitenler, bu hakikate cevap verirler.

Diyanet Vakfı (1993)

:

Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder.

Hasan Tahsin Feyizli

:

Ancak (seni candan) dinleyenler (davetini) kabul eder.

Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay

:

Ancak kulak verenler daveti kabul ederler.

Hüseyin Kaleli

:

“Ancak dinleyenler icabet eder. Ölüler de, onları Allâh diriltir. Sonra yalnız O’na döndürülürler.”

İsmail Mutlu, Şaban Döğen

:

Ancak hakka kulak verenler senin davetine uyarlar. Ölüleri de Allah diriltir; sonra O'nun huzuruna döndürülürler.

Mustafa İslamoğlu

:

Şüphe yok ki, sadece yürekten dinleyenler bir davete icâbet edebilir. Ölülere gelince: Onları yalnızca Allah diriltebilir, en sonunda hepsi O’na dönecektir.

Nedim Yılmaz

:

(Kabul etme niyetiyle) Dinleyenler ancak daveti kabul eder. Ölülere gelince Allah onları diriltecek sonra da yalnız O’na döndürülecekler.

Ömer Rıza Doğrul

:

Senin davetini kabul edenler onu dinleyenlerdir. Ölülere gelince, onları da Allah diriltir. Sonra hepsi O’nun huzuruna çıkarlar.

Talat Koçyiğit

:

(Davete) ancak ona kulak verenler icabet eder.

Ziya Kazıcı, Necip Taylan

:

Ancak seni işitenler icabet eder.

Bir Heyet

:

Samimiyetle dinleyenler ancak davete icabet eder.

 

 

Gösterim: 975