6/EN'ÂM-88

Bismillâhirrahmânirrahîm

ذَلِكَ هُدَى اللّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).


1. zâlike : işte bu
2. hudâ allâhi : Allah'ın hidayeti
3. yehdî : hidayete erdirir
4. bi-hi : onunla
5. men yeşâu : kimi dilerse, dilediğini
6. min ibâdi-hi : kullarından
7. ve lev : ve eğer, ...olsa
8. eşrakû : şirk koştular
9. le habita : elbette boşa gitti, heba oldu
10. an-hum : onlardan
11. mâ kânû : oldukları şey(ler)
12. ya'melûne : yapıyorlar

AÇIKLAMA 

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu âyet, Sıratı Mustakîm konusundaki en önemli bir kaç âyetten bir tanesidir. Çünkü bu âyettete, Sıratı Mustakîm'in vasfı verilmekte ve tarifi tamamlanmaktadır. Sıratı Mustakîm, insanların ruhlarını Allah'a ulaştıran yoldur. Allahû Tealâ kullarından dilediğini, Sıratı Mustakîm'le hidayete erdirir; Sıratı Mustakîm üzerinden yapılacak bir yolculukla, insanlar Allah'a ulaşır. 

Sıratı Mustakîm:

  • Ruh için, Allah'a ulaştıran yolun adıdır.
  • Fizik vücut için, Allah'a fizik vücudu teslim etmeye vasıta olan yolun adıdır.
  • Nefs için, Allah'a nefsi teslim etmeye vasıta olan yolun adıdır.
  • İrade için, Allah'a iradeyi teslim etmeye vasıta olan yolun adıdır.

Allahû Tealâ'nın Kur'ân-ı Kerim'de bir kavramı var: "Allah'a teslim olmak" Allah'ın vasiyeti, eğer peygamberleri de dahil ederseniz, beş tane teslimi içerir. Allahû Tealâ bize ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi, irademizi teslim etmemizi emretmiştir. Allahû Tealâ bizden yemin, misak ve ahd almıştır. İradenin ve aklın teslim edilmesine dair herhangibir yemin almamıştır. Bunlar ekstrem kavramlar ve otomatik olgulardır.

Bir insan daimî zikre ulaştıktan sonra nefsinin kalbi adım adım saflaşır, saf olur. Allah'ın yasak ettiği fiilleri işlemez, emrettiklerini mutlaka yapar. Öyle bir gün gelir ki, düşmanlarını da sevmeye başlar. İşte o zaman, kalbi müzeyyen olur. Allahû Tealâ peygamberlerin olmadığı devirlerde resûllerinden kimi devrin imamlığı'na tayin ederse o kişi aklını da Allah'a teslim etmiştir. Seçtiği kişiyi, otomatik olarak iradî kontrolüne alır, tasarrufuna alır. O kişi, Allah'ın söylediklerini söyleyebilir, Allah'ın yaptırdıklarını yapabilir, kendiliğinde bir şey yapma veya söyleme imkânı yoktur. Bu sebeple yaptıklarından sorumlu değildir.

Ezelde Allahû Tealâ ruhumuzdan, vechimizden, nefsimizden yemin, misak ve ahd almıştır.

7 / A'RÂF - 172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.” 

Bunlara ilâve olarak irademizden de misak almıştır.

5 / MÂİDE - 7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri). 
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

Ve bunların mutlaka yerine getirilmesini ister. Her birinin yerine getirilmesi bir Sıratı Mustakîm'le gerçekleşir. Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'in vasfı, hidayete erdirmesidir. Ruhumuzun hidayete ermesi; Allah'a teslimi, fizik vücudumuzun hidayete ermesi; Allah'a teslimi, nefsimizin hidayete ermesi; yani Allah'a teslimi, irademizin hidayete ermesi, irademizin Allah'a teslimi söz konusudur. Hepsinin hidayeti vardır.

Sıratı Mustakîm hidayete erdiren yol ise ruhun hidayeti Allah'a ulaşmak, Allah'ta yok olmaktır.

2 / BAKARA - 120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur. 

3 / ÂLİ İMRÂN - 73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun). 
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir). 

6 / EN'ÂM - 71: Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilel hude’tinâ, kul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).
De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah'tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah'ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı, arkadaşlarının da “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki, Allah'a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.” 

4 / NİSÂ - 175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır). 

Allah'a ruh olarak misak vermişiz, ruhumuzu Allah'a ulaştırıp teslim edeceğiz.

Fizik vücudun hidayeti, şeytana kul olmaktan kurtulup, Allah'a kul olmaktır.

16 / NAHL - 36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). 

Fizik vücudun Sıratı Mustakîm'i, Allah'a verdiği ahdin yerine getirilmesidir.

36 / YÂSÎN - 60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). 
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. 

36 / YÂSÎN - 61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). 
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır. 

Allah'a verilen ahd, fizik vücudu Allah'a teslim etmektir. Allah'ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir fizik vücudun sahibi olmaktır. Bu noktaya ulaştığımız zaman, fizik vücudumuz da fizik vücut olarak, insan-ı kâmil olarak, kemâl derecelerinde öyle bir hale gelir ki; ulaştıran yol, Sıratı Mustakîm'dir.

Nefsin hidayeti, tezkiyesi ve tasfiyesidir.

5 / MÂİDE - 105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek. 

Nefs, tezkiyeye başladığı anda hidayet üzere olur. Bütün afetler yok olduğu zaman, 26. basamaktadır. Nefsin de, Sıratı Mustakîm'le bir hidayeti vardır.

6 / EN'ÂM - 152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

Ne zaman daimî zikre ulaşarak nefsimiz de, bütün afetlerden kurtularak, kemâl derecelerinin sonuna ulaşırsa, Allah'ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özelliği kazanırsa; ahsen olmasına sebebiyet verecek olan nefsini de Allah'a teslim eden, bir insan-ı kâmil olur. Ve nefsin tesliminin de bir Sıratı Mustakîm'i vardır.

Allah'ın bizden aldığı yeminler, ruhun misaki, fizik vücudun ahdi, nefsin yemini iradenin misaki olmak üzere 4 safhayı oluşturur; ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah'a teslimi... Onların ötesi, aklın da Allah'a teslimini ihtiva eder. Allahû Tealâ aklımızın Allah'a teslimi konusunda, üzerimize vasiyet ettiği halde, sadece özel kişilere has olduğu için, bir yemin, misak ve ahd almamıştır. Kim Allah'a iradesini teslim edecekse, nasuh tövbesini yaptıktan sonra yaşarsa, otomatik olarak o noktaya gelir, kendisi Allah'a köle olur.

66 / TAHRÎM - 8: Yâ eyyuhâllezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru, yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meah(meahu), nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfir lenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O'nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler. 

İradesini de Allah'ın iradesine bağlar. Bu onun elinde olan bir şey değildir. Daha sonraki kademede, aklın teslimi ise; eğer resûllerinden birini Allahû Tealâ devrin imamı, (Huzur Namazı'nın İmamı) yapacaksa, o hakkı O'na Allah verir, o kişi kazanmaz.

Ve aldığı yemini, misaki ve ahdi, "Allah ile ahdimiz" diye bize takdim eder. Bizim cephe-mizden "yeminimiz", "misakimiz", "ahdimiz", "misakimiz" var. Allah cephesinden her dördüne birden "ahd" kelimesi kullanılmıştır. Allah'ın vasiyetinden (Mâide-7) de bahsedilmektedir. "Allah ile olan ahdinizi yerine getirin" emri Allah cephesinden, "ruhunuzu da, vechinizi de, nefsinizi de, iradenizi de Allah'a teslim edin!" demektir. Öyleyse bu da diğer iki Sıratı Mustakîm'in ötesindeki, son Sıratı Mustakîm'dir. Sıratı Mustakîmler'in hepsini ifade eden bir Sıratı Mustakîm. Ruhumuzu Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm, fizik vücudumuzu Allah'a teslim eden Sıratı Mustakîm, nefsimizi Allah'a teslim kılan Sıratı Mustakîm.

78 / NEBE - 39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. 

Kim nefsini tezkiye ederse kendi nefsi için tezkiye etmiş olur ve Allah'a ulaşır, ruhu Sıratı Mustakîm üzerinden Allah'a ulaşıp, teslim olur.

Böyle bir dizaynda Allah'a ulaşmayı dileyen birisi, on iki tane ihsan alarak, mürşidine ulaşır (14. basamak). Allah ona yedi tane ni'met verir. Bu ni'metlerden dört, beş, altı ve yedincisi ruhun Allah'ın Sıratı Mustakîmi'ne ulaşması, fizik vücudun Sıratı Mustakîm'e ulaşması, nefsin Sıratı Mustakîm'e ulaşması, iradenin Sıratı Mustakîm'e ulaşması (güçlenmeye başlaması)dır. Bir başka ifadeyle, ruhun da, fizik vücudun da, nefsin de iradenin de hidayete başlamasıdır.

Nefs tezkiye olmaya başlar, hidayete başlar. Nefsin kalbindeki afetler % 1, %1 azalır. Ne zaman kalpteki nur birikimi %7 olursa, Allah'a doğru yola çıkan ve mürşide tâbî olan; orada bekleyen ruh oradan ayrılır, ana dergâha ulaşır. Sıratı Mustakîm üzerinden, yaptığı yolculukta altın kapıdan çıkarak, birinci kata kadar çıkabilir. Bundan sonra her %7 nur birikiminde, nefs tezkiye olmaya devam eder. Emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye ve tezkiye kademelerinde %7, %7 aklanarak; ruhumuz da bu aklanma boyunca, göğün 1,2,3,4,5,6 ve 7. katlarında seyr-i sülûk yapar, Allah'a doğru yükselir. Ve fizik vücut nefsin afetlerden kurtulması oranında, şeytana kul olmaktan kurtularak, Allah'a kul olur.

Böylece bundan yedi basamak sonra ruh, Allah'a ulaşır; fizik vücut şeytana kul olmaktan daha çok, Allah'a kul olur. %51 nura kavuşmakla, şeytanın hakimiyet alanı %100'den %49'a düşmüştür. Şeytana olan köleliği %100'den, %50'nin altına düşmüştür. Yarıdan fazla nurlara tâbî olmuştur, Allah'a tâbî olmuştur, hidayetin yarısını tamamlamıştır. Nefs de afetlerin %51'ini yok ederek %51 nura sahip olmuştur. Ruhumuzun Allah'a teslim olduğu, Sıratı Mustakîm'in bittiği yer burasıdır.

Bu noktaya kadar tezkiye olmakta devam eden nefsin kalbi, bundan sonra fenâ makamında, beka makamında, zühd makamında, muhsinler makamında nurlar kazanarak; %91 oranında nura ulaşır. %19 karanlık kalır. Bu nokta fizik vücudun Sıratı Mustakîm'inin sona erdiği noktadır. Çünkü; fizik vücudumuz burada Allah'ın emrettiği bütün emirleri yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özellikte olur, Sıratı Mustakîm'ini tamamlar ve Allah'a teslim olur. Nefsimizin Sıratı Mustakîm'i burada bitmez. Daimî zikre başlar. Kişi ulûl'elbab olur, nefsin kalbindeki bütün afetler yok olur. Bu noktadan itibaren nefs de, Allah'a teslim olmuş ve hidayeti sona ermiş, Sıratı Mustakîm'i tamamlanmıştır.

Dört Sıratı Mustakîm de 14. basamakta başlar. Ruhumuzunki 21. basamakta biterek, Allah'a ulaşır, teslim olur. Fizik vücudumuzunki 25, nefsimizinki 26. basamakta biter. İrade-mizinki 28. basamağın 4. kademesinde biter. Dört ayrı Sıratı Mustakîm, dört ayrı teslim, işte Allahû Tealâ'nın Sıratı Mustakîmleri...

İnsanoğlunun Allah ile olan ahdi, bu dört emanetin de Allah'a teslimini emreder. Ve teslimler Sıratı Mustakîmlerle gerçekleşir. Sıratı Mustakîm'e, "doğru yol" dediğiniz zaman, herkes kendisini Sıratı Mustakîm'de kabul etmektedir. "Ben İslâm'ın beş tane şartını yerine getiriyorum, öyleyse ben Sıratı Mustakîm'in üzerindeyim." demektedir. Oysa ki; Sıratı Mustakîm, Allah'a ulaşmayı dilemek suretiyle dalâletten kurtulup hidayet üzere olduğu noktadan itibaren, başlayan bir vetiredir ve üç vücuda ve iradeye göre ayrı bitiş devreleri söz konusudur.

6/EN'ÂM-88

Bismillâhirrahmânirrahîm

İmam İskender Ali Mihr

:

İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

Diyanet İşleri

:

İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.

Abdulbaki Gölpınarlı

:

İşte Allah'ın doğru yolu budur, kullarından dilediğini o yola sevk eder. Onlar da şirk koşsalardı bütün yaptıkları boşa giderdi.

Adem Uğur

:

İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi.

Ali Bulaç

:

Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış olurdu.

Ali Fikri Yavuz

:

İşte o yol, Allah’ın hidâyet yoludur ki, O, bunu kullarından dilediğine nasîb eder. Eğer onlar da (peygamberler) Allah’a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün (hayırlı) ameller elbette boşa çıkmış gitmişti.

Bekir Sadak

:

Bu, Alah'in kullarindan diledigini eristirdigi yoludur. Puta taparlarsa amelleri bosa cikar.

Celal Yıldırım

:

İşte bu, Allah'ın yoludur ki kullarından dilediğini ona eriştirir. Onlar Allah'a ortak koşmuş olsalardı. İşledikleri amelleri boşa çıkardı.

Diyanet İşleri (eski)

:

Bu, Allah'ın kullarından dilediğini eriştirdiği yoludur. Eğer ortak koşsalarda amelleri boşa çıkardı.

Diyanet Vakfi

:

İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi.

Edip Yüksel

:

ALLAH'ın hidayeti böyledir. Kullarından dilediğini ve/veya dileyeni ona ulaştırır. Ortak koşsalardı yaptıkları boşa çıkardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

:

İşte o yol Allah hüdasıdır, o bunu kullarından dilediğine hidayet eyler, ve eğer bunlar şirketmiş olaydılar bütün mesaîleri heder olmuş gitmişti

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

:

İşte bu yol Allah yoludur. O, kullarından dilediğine hidayet eyler. Eğer bunlar Allah'a ortak koşmuş olsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmiş olurdu.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

:

İşte bu, Allah'ın doğru yoludur. Kullarından dilediğini o doğru yola iletir. Eğer onlar Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün amelleri boşa giderdi.

Fizilal-il Kuran

:

İşte bu Allah'ın doğru yoludur, dilediği kullarını ona iletir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı, yapmış oldukları bütün iyilikler boşa giderdi.

Gültekin Onan

:

Bu, Tanrı'nın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış olurdu.

Hasan Basri Çantay

:

İşte o (yol), Allahın hidâyet yoludur ki O, bunu kullarından kime dilerse ona nasıyb eder. Eğer onlar da (Allaha) eş koşsalardı yapageldikleri her şey kendi hesâblarına elbette boşa gitmişdi.

İbni Kesir

:

İşte bu; Allah'ın, hidayetidir ki kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Eğer onlar da şirk koşsalardı yapageldikleri şeyler boşa çıkardı.

Muhammed Esed

:

Bu, Allahın rehberliğidir: O, bununla kullarından kimi dilerse onu doğru yola ulaştırır. Onlar, Allahtan başka şeylere ilahlık yakıştırmış olsalardı, o ana kadar yaptıkları bütün (iyi) şeyler gerçekten boşa gitmiş olurdu:

Ömer Nasuhi Bilmen

:

İşte bu, Allah Teâlâ'nın hidâyetidir, onunla kullarından dilediğine hidâyet eder. Ve eğer onlar şirk etmiş olsalardı, elbette yapmış oldukları amelleri kendilerinden sükut edip gitmiş olurdu.

Şaban Piriş

:

İşte bu, Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediği kimseyi bununla hidayete ulaştırır. Eğer Allah’a şirk koşsalardı, yapmış oldukları şeyler, boşa giderdi.

Suat Yıldırım

:

İşte bu yol Allah’ın hidâyet yoludur ki kullarından dilediğini ona götürür. Eğer onlar Allah’a ortak tanısalardı, bütün yaptıkları, elde ettikleri bütün kazançları heder olmuş gitmişti.

Süleyman Ateş

:

İşte bu, Allâh'ın hidâyetidir, kullarından dilediğini bununla doğru yola iletir. Eğer (onlar Allah'a) ortak koşsalardı, yaptıkları (güzel) şeyler hiç olur, giderdi.

Tefhim-ul Kuran

:

Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete eriştirir. Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış olurdu.

Ümit Şimşek

:

Bu Allah'ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini ona eriştirir. Eğer onlar Allah'a ortak koşmuş olsaydı, bütün yaptıkları boşa çıkardı.

Yaşar Nuri Öztürk

:

Allah'ın yol göstermesidir bu. Kullarından dilediğini bununla iletir iyiye ve güzele. Eğer onlar şirke bulaşsalardı yapıp ettikleri kendilerine yararsız hale gelirdi.

Abdullah Aydın

:

İşte o yol Allah'ın hidayet (doğru, kurtuluş) yoludur ki, o kullarından dilediğini bu yola eriştirir. Eğer onlar da Allah'a eş koşsalardı yaptıkları büyün iyi şeyler elbette boşa giderdi.

Ahmet Davudoğlu

:

İşte bu yol, Allah'ın yoludur. O, buna kullarından dilediğine hidayet eder. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün ameller boşa giderdi.

Ali Arslan

:

İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğine hidayet eder.

Arif Pamuk

:

İşte bu Allah'ın doğru yoludur. Kullarından dilediğini onunla doğru yola iletir. Eğer onlar Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün amelleri boşa giderdi.

Ayntabî Mehmet Efendi

:

Bu yol (İslâm dini) Allahû Tealâ'nın hidayetidir. O; bunu, kullarından dilediğine hidayet eder. Eğer, onlar da şirk etmiş olsaydılar, (indallah şanları büyük ve yüksekken afv olunmaz) işlediklerinin sevabu heder olur giderdi.

Bahaeddin Sağlam

:

İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından istediğini doğru yola iletir.

Diyanet Vakfı (1993)

:

İşte bu Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir.

Hasan Tahsin Feyizli

:

İşte bu Allah'ın hidayetidir ki, Allah kullarından dilediğini ona eriştirir.

Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay

:

Bu Allah'ın kullarından dilediğini eriştirdiği yoludur.

Hüseyin Kaleli

:

“Bu Allâh’ın hidâyetidir. (Allâh) onunla kullarından dilediği kimseye hidâyet verir. Eğer şirk ederlerse, yapıyor oldukları şeyler, elbette onlardan düşer.”

İsmail Mutlu, Şaban Döğen

:

İşte bu Allah'ın hidayetidir ki, kullarından dilediğine onunla yol gösterir. Eger onlar Allah'a ortak koşmuş olsalardı, elbette işledikleri bütün hayırlar boşa çıkardı.

Mustafa İslamoğlu

:

Bu Allah’ın rehberliğidir. O bununla kullarından dilediğini doğru yola ulaştırır. Eğer onlar şirk koşmuş olsalardı, yapmış oldukları her şey kesinlikle boşa gitmiş olurdu.

Nedim Yılmaz

:

İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla doğru yola iletir. Eğer Allah’a ortak koşsalardı, elbette yapmakta oldukları şeyler boşa giderdi.

Ömer Rıza Doğrul

:

İşte bu Allah'ın yoludur ki kullarından dilediğini ona götürür. Onlar Allah'a şerik katmış olsalardı bütün yaptıkları ve işledikleri heder olur giderdi.

Talat Koçyiğit

:

İşte bu Allah'ın hidayetidir ve kullarından dilediği kimseyi onunla hidayet eder.

Ziya Kazıcı, Necip Taylan

:

Bu Allah'ın hidayetidir. Onunla kullarından dilediğine hidayet eder.

Bir Heyet

:

İşte o Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini ona iletir.

 

 

 

Gösterim: 538