Osmanlı Medeniyeti

 

Osmanlı Medeniyeti dünyaya örnek bir medeniyet olmasını, kâinatın tek dîni olan İslâmiyet’i yaşamasına ve yaşatmasına borçludur. Uygarlık ile “medeniyet”in eş anlamlı olmadıklarını vurgulayalım. Uygarlığı, nefsine tapınan insanların oluşturduğu bir dünya olarak, medeniyeti de peygamberlerin getirdiği bir dünya olarak algılayalım. Uygarlıkta imha vardır, medeniyet ihya eder. Medeniyet, “Medine” kökenlidir ve barışı içerir. İslâm da medeniyet de barış demektir. Medeniyet, Allahû Tealâ’nın emir ve yasaklarını eksiksiz yerine getirmekle mümkündür. MEDİNE, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile birlikte sahâbenin göç ettiği, Ensar tarafından kardeşçe karşılandıkları, göç edip gelenlerle mallarını paylaştıkları güzide insanların şehridir. Eski adı “Yesrib” olan şehir Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in teşrîfiyle, Medine ismiyle anılmaya başlanmıştır. Adının anlamını tam mânâsı ile hak eden bu şehrin insanları, Allahû Tealâ’nın emir ve yasaklarını eksiksiz yerine getirdikleri için Medineli olma MEDENİ olma şerefine sahip olmuşlardır.

 

Avrupalı bugün ve geçmişte Osmanlı’dan öğrendiklerini hayata geçirerek medeniyeti yaşadıklarını itiraf etmektedirler…

 

Eğer biz dünyayı 600 sene idare eden ve en ufak bir adaletsizliğe geçit vermeyen Osmanlı Medeniyeti’ni, öğrenip öğretmezsek Osmanlı ve İslâm karşıtı olanların, yalanlarını gerçekmiş gibi yeni nesillere öğretmelerine engel olamayız.